| 19 Kasım 2013 Salı |
| |
|
|
 |
|
|
 |
|
|
| |
|
|
| |
|
| |
Sac sanayii zorlu bir dönemden geçiyor
Kalın levhaların silindirler arasından geçirilmesiyle, yani haddelemeyle elde edilen sac alanında Türkiye’de son yıllarda ciddi yatırımlar yapıldı. Piyasada slab ve sıcak sac kapasitesinin yeterli seviyelerde olduğu gözlenmekle birlikte, sanayileşme paralelinde tüketimi artan yassı ürünlerden dolayı yeni yatırımların da devam ettiği dikkat çekiyor. Sektör, barındırdığı bu üretim dinamiklerine karşın, yine de ithalatçı kimliğinden kurtulamıyor.
Türkiye’de 2012 yılında 1,5 milyar dolar tutarında yassı çelik ihracatına karşılık, yassı çelik ithalatı 5,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Türkiye Çelik Üreticileri Derneği’nden (TÇÜD) alınan bilgilere göre; yıllık 15,8 milyon tonluk yassı çelik üretim kapasitesine sahip olan sektör, geçen yıl bunun ancak yüzde 56’sını kullanarak, 8,8 milyon ton üretim gerçekleştirdi ve yaklaşık 7 milyon ton civarındaki kapasitesini kullanamadı. Anılan dönemde 6,4 milyon ton civarında ithalat yapılmış olması sektörün üretimini olumsuz yönde etkileyerek, yapılan yatırımlarla oluşturulan kapasitenin atıl durumda kalması sonucunu doğurdu.
İthalatın 7 milyon tona ulaşması bekleniyor
2013 yılın ilk 5 ayında ise, yaklaşık 3 milyon ton yassı çelik ithalatı yapıldı. Bu yılın tamamında, yassı çelik ithalatının 7 milyon tona çıkabileceği öngörülüyor. Söz konusu miktar, Türkiye’de atıl kalan kapasiteye yakın bir seviyeyi ifade ediyor. Yine Mayıs ayında, yassı çeliğin bir önceki formu olan slab ithalatı, Nisan’a göre gerileyerek, son 7 ayın en düşük seviyesine ulaştı. Ancak, bu yılın Ocak-Mayıs dönemi slab ithalatı, geçen yılın aynı döneminde yapılan ithalatın yaklaşık 5 katı oldu. Yassı çelikte sektörün, gerçekleştirilen yatırımlar doğrultusunda ihracatçı bir yapıya kavuşması hedefleniyor. Ancak sektör yetkilileri, yeterli desteği göremediklerinden ve ithalatı engelleyici önlemlerin alınmadığından yakınıyorlar. Dâhilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında yurtdışından getirilen kalitesiz ürünler ve Uzak Doğu’dan ithal edilen mallar, iç piyasada rekabet koşullarını zorlaştırıyor. Yetkililer, işleyişin, yerli üreticiyi zorda bırakmayacak şekilde, gözden geçirilmesi gerektiğini belirtiyorlar.
Tüketim 2012’de yüzde 3,1 arttı
Türkiye’de geçen yıl, yassı ürünlerin tüketimi yüzde 3,1 oranında artışla, miktar bazında 13.6 milyon tona, değer bazında 11,8 milyar dolara ulaştı. 2000-2012 yılları arasında tüketimin yüzde 123 oranında artış gösterdiği düşünüldüğünde, 2012’deki artış hızının düşük seviyede kalması, imalat sanayiindeki yavaşlamanın bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. 2013 yılında bu rakamların, miktar açısından 14,4 milyon tona ulaşması, değer açısından ise, 11,8 milyar dolar ile önceki yılın seviyesinde kalması bekleniyor.
Yassı çelik piyasasının miktar açısından büyürken, piyasa hacminin değer açısından sabit kalması, birim fiyatlardaki gerilemeden kaynaklanıyor. Yine de, 2023 yılı hedefleri doğrultusunda yassı çelik tüketiminde artışın ivme kazanması bekleniyor. Sektörde ham çelikten sac üretimi gerçekleştiren 5 firma bulunuyor. Bu firmalarda yaklaşık 20 bin kişi istihdam ediyor. Bu beş firmanın haricinde, ayrıca çok sayıda haddeci kuruluş ve çelik servis merkezi de faaliyetlerini sürdürüyor.
Sektörde talep alışkanlıkları da değişmeye başlamış durumda. Daha önce toplu ürün alımı ve stoklama yoluna giden firmalar, artık bu yolu riskli buluyor. Dolayısıyla, firmalar ancak stoklar kritik seviyelere indiğinde stok artırma önlemleri alıyor. Bu durum da, piyasada talebin daralmasına yol açıyor.
Düşük fiyatlar sektörü zorluyor
2012’de firmaları zorlayan düşük fiyatlar, 2013 yılında da sürüyor. Yılın son çeyreğinde global anlamda bir talep artış beklentisi var. Bu artış gerçekleştiği takdirde, sektörün fiyat seviyelerindeki beklentileri karşılanabilir.
Dünyada yaşanan ekonomik istikrarsızlık sektörü de etkiliyor. Türkiye, yassı çelik ihracatının yarısından fazlasını Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapıyor. 2011 yıllında 2 milyar dolar tutarında gerçekleşen ihracat, 2012 yılında AB’ye yönelik ihracattaki yüzde 50 oranındaki düşüşün de etkisi ile 1,5 milyar dolar seviyesine geriledi. İhracat, 2013 yılının ilk 5 aylık döneminde ise yüzde 56 artış gösterdi.
Ancak yetkililer, Türkiye’de sektörün, Ortadoğu’daki siyasi çalkantılara ve Avrupa’daki ekonomik durgunluğa rağmen iyi bir konumda olduğunu savunuyorlar. Dünyanın birçok bölgesinde üretim sıkıntıları çekiliyor ve tesisler kapanıyor. Öyle ki; özellikle Çin’deki üretim fazlası global pazarda sert rekabete sebep olabiliyor ve tüm pazarı etkileyebiliyor. Ancak sektör bu noktada, üretimi artırıcı desteklere ve ithalatı azaltıcı önlemlere ihtiyaç duyuyor. DİR mevzuatının, mevcut hali ile yurtiçinden girdi tedarikini olumsuz yönde etkileyen yönlerinin giderilmesini talep eden yetkililer, “Sektörün en büyük ikinci girdisi olan elektrik enerjisi üzerindeki TRT payı, Belediye Fonu gibi fon ve kesintiler de sıkıntı yaratıyor. Son dönemde büyük firmalarda yaşanan grevler de sektörü olumsuz etkiledi ve yassı ürünler için ani bir arz daralması yarattı. Bunun neticesinde, fiyatlar tüm yassı ürünlerde hızla arttı. Fiyatlardaki belirsizliğin ne kadar süreceğini şu anda kestirmek çok zor” diye konuşuyorlar.
Yayan: Sanayi hızlı bir şekilde büyüyor
Sanayinin hızlı bir şekilde büyüdüğünü ifade eden Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) Genel Sekreteri Veysel Yayan, şöyle konuşuyor: “Otomotiv, makina, beyaz eşya ve elektrikli ev aletleri sektörleri gelişmeye devam ediyor. Bu sektörlerin paralelinde olan Türkiye yassı çelik piyasası da, hızlı bir ivme kazanacak. 2023’te; otomotiv sektörünün 75 milyar dolar, makina sektörünün 100 milyar dolar, elektrik-elektronik sektörünün 45 milyar dolar ihracat hedefliyor. Bu hedefler doğrultusunda, yassı çelik tüketiminin de hızla yükselmesi bekleniyor.”
Türkiye yassı çelik piyasasının 2000-2012 yılları arasındaki dönemde yüzde 123 oranında büyüyerek, 6,1 milyon tondan 13,6 milyon tona ulaştığını hatırlatan Yayan, “Değer açısından 2002 yıllında 1,9 milyar dolar seviyesinde bulunan Türkiye yassı çelik piyasasının hacmi, 2012 yılında 11,8 milyar dolara yükseldi. 2013 yılında da, Türkiye yassı çelik piyasasının büyüklüğünün, miktar açısından 14,4 milyon tona ulaşması, değer açısından ise 11,8 milyar dolar olarak, önceki yılın seviyesinde kalması bekleniyor” diye konuşuyor.
Yassı çelik piyasasının miktar açısından büyürken değer olarak sabit kalacak olmasının, birim fiyatlardaki gerilemeden kaynaklandığını aktaran Yayan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Yıllık 15,8 milyon ton üretim kapasitesi olan yassı çelik sektörü, 2012 yılında 8,8 milyon ton üretim gerçekleştirebildi. Türkiye’de; Erdemir, İsdemir, Çolakoğlu Metalurji, Tosçelik ve MMK Türkiye olmak üzere, ham çelikten sac üretimi gerçekleştirebilen 5 firma bulunuyor. Bunların dışında, çok sayıda haddeci kuruluş ve çelik servis merkezi faaliyet gösteriyor. Bu 5 kuruluş, doğrudan 20 bin civarında istihdam sağlıyor.”
“Sektör rekabette ciddi güçlükler yaşıyor”
Yassı çelik sektörünün 2012 yılında 1,5 milyar dolar tutarında ihracata karşılık, 5,5 milyar dolar seviyesinde ithalat gerçekleştirdiğine işaret eden Veysel Yayan, şöyle konuşuyor: “2011 ve 2012 yıllarında dünyada en iyi büyüme performansı gösteren sektör konumunda bulunan çelik sektörümüz, 2013 yılında beklentilerin altında bir performans sergiliyor. Ocak-Haziran döneminde, dünya ham çelik üretimi yüzde 2,1 oranında artarken, Türkiye’nin üretimi yüzde 2,9 oranında gerileme gösterdi. Yılın ilk yarısında Türkiye’nin slab üretimi yüzde 4,3 oranında düşüşle 4,28 milyon tona geriledi. 2013 yılının Ocak-Mayıs döneminde, yarı ürün ithalatının yüzde 80, yassı ürün ithalatının yüzde 13 oranında artış göstermesi, sektörün kurulu kapasitesinin önemli bir kısmının atıl durumda kalmasına yol açtı. Türkiye çelik sektörü, 2012 yılının son çeyreğinden bu yana rekabette ciddi güçlükler yaşıyor. Özellikle, 2013 yılının ilk 5 ayında, hurda fiyatları rekabet etmeyi zorlaştıracak derecede yüksek seyretti. Yüksek seyreden hurda fiyatları marjları sıkıştırdığından, rekabette güçlük çeken üreticiler, daha az üretmek ve daha az ihraç etmek mecburiyetinde kaldı. Bu durum, üretim ve ihracatın gerilemesine, ithalatın ise artmasına sebep oldu.”
“İhracatta AB ülkeleri önemli bir yer tutuyor”
Türkiye’nin yassı çelik ihracatının yarısından fazlasını AB ülkelerine yapıldığını kaydeden Yayan, “2011 yıllında 2 milyar dolar tutarında gerçekleşen sektörün ihracatı, 2012 yılında AB’ye yönelik ihracattaki yüzde 50 oranındaki düşüşün de etkisi ile, 1,5 milyar dolar seviyesine geriledi. 2012 yılında, AB ülkelerinde kriz etkilerinin derinleşmesi ile azalan yassı ürün ihracatımız, 2013 yılının ilk 5 aylık döneminde yüzde 56 oranında artış gösterdi. Dünyadaki ekonomik daralmaya paralel olarak, yassı çelik ihracatımız da dalgalı bir seyir izlerken, Türkiye ekonomisinin dünyadan olumlu yönde ayrışmasının da etkisiyle, Türkiye’nin yassı çelik tüketimi artmaya devam ediyor” şeklinde konuşuyor.
Özellikle, 2007 yılından sonra yapılan milyarlarca dolar tutarındaki yatırımlar sonrasında, yassı çelik kapasitesinin ihtiyacın üzerine çıktığını kaydeden Veysel Yayan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Buna rağmen, sektör yurtiçindeki ihtiyacın yarısı civarındaki bir bölümü sağlayabiliyor. Dahilde İşleme Rejimi’nin (DİR) liberal yapısı ile yurtdışından DİR kapsamında getirilen kalitesi düşük ürünlerin yurtiçinde satılması, yerli firmaların söz konusu ürünlerle rekabetini zorlaştırıyor. Bu da, DİR kapsamında yapılan ithalatın, yerli çelik ürünler karşısında cazip bir alternatif haline gelmesi sonucunu doğuruyor. Özellikle, Bağımsız Devlet Topluluğu (BDT) ülkelerinden, DİR kapsamında, işlenerek ihraç edileceği taahhüdü ile kalitesiz sac ithalatı yapılmasının önüne geçilmesinin gerekliliği gözleniyor.”
“Elektrik fiyatları düşürülmeli”
Üretimin yeniden artırılması için, sektörün en büyük ikinci girdisi konumunda bulunan elektrik enerjisi üzerinde sektörle ilgisi bulunmayan fon ve kesintilerin kaldırılması gerektiğini savunan Yayan, “Hurda ve kömür ithalatından tahsil edilmekte olan çevre katkı payı uygulamasına da son verilmesi gerekiyor. AB’de, çelik sektörü üretiminin yeniden canlandırılması amacıyla AB Çelik Eylem Planı’nın hazırlandı. Bu plan, Türkiye çelik sektörünün rekabet gücünü azaltan uygulamaları destekleyecek. Türkiye çelik sektörünü küçültecek söz konusu plan nedeniyle; iç piyasadaki kapasiteler atıl durumda kalırken, ithalatın ve cari açığın artmasına, başka ülkelerdeki istihdamın desteklenmesine yol açacak” diye konuşuyor.
Keseli: Türkiye çok önemli bir ülke
Türkiye’nin yassı ürünler, hammaddeler ve hurdada net ithalatçı, uzun ürünlerde ise net ihracatçı konumunda olduğunu belirten SteelOrbis Yassı Ürünler Market Analisti Nazlı Keseli ise, “Türkiye, dünya çelik pazarı için oldukça önemli bir ülke. Ülkemiz, uzun ürünlerde bölge açısından oldukça önemli bir tedarikçi ve dünya genelinde oldukça önemli bir hurda alıcısı. Şimdi yassı yatırımlarımız gündemde, bir kısmı tamamlandı, bir kısmı ise henüz proje aşamasında. Sektörün yassı ürünler için yatırımlarını tamamladıktan sonra bu üründe de net ihracatçı konumda olacağını düşünüyoruz. Yapılan yatırımlar ve mevcut ihracat potansiyelimizle, Türkiye sac sanayiinin gelecek yıllarda daha aktif ve yakından takip edilen bir pazar olacağını söylemek mümkün” açıklamasında bulunuyor.
“Sektördeki alışkanlıklar değişiyor”
Sektör açısından 2012’nin bazı alışkanlıkların değiştiği bir yıl olduğuna işaret eden Keseli, her değişim sürecinde olduğu gibi, sac sanayiinde de oldukça sıkıntılı bir dönem geçirildiğini ifade ediyor. Süregelen talep alışkanlığının 2012’de terk edildiğini dile getiren Keseli, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Artık toplu alımlar ve stoklama, sektör için önceden olduğu gibi olmazsa olmaz bir işletme politikası olmadığı gibi, oldukça riskli kabul ediliyor. Artık devamlı stoklama yerine, stoklar kritik seviyelere indiğinde stok artırma önlemleri gözlemliyoruz. Bu durum da, piyasada talebin daralması olarak yorumlanıyor.”
2012 yılının geneline bakıldığında, oldukça iyi geçen bir 2011 sonrası çetin geçen bir tablo görüldüğünü söyleyen Keseli, 2012 yılına fiyat düşüşlerinin hâkim olduğunu ve 2012 yılından beri Türkiye sac sanayii iç pazarının global göstergelerle şekillendiğini bildirdi.
“Şimdi sektör ne kadar zorlanıyor olsa da; aslında bu hem ihracat pazarlarında daha aktif rol alabilmemiz için, hem de iç piyasa dinamiklerinin şeffaflaşması açısından oldukça olumlu bir gösterge” diyen Nazlı Keseli, 2013 yılının, 2012’nin sıkıntılarının sonlandığı değil, problemlerin sürdüğü bir yıl olarak ilerlediğini kaydediyor.
“Dünyada üretim fazlası var”
Dünya sac sektöründe üretim fazlasının bulunduğuna dikkat çeken Keseli, sektöre bu konuda en büyük yarayı Çin’in verdiğini belirtiyor. Zaman zaman Çin’deki üretim fazlasının bu ülkenin ihracat pazarlarındaki sert rekabetten kaynaklandığını ve bundan tüm dünyanın etkilendiğini ifade eden Keseli, “Dünya piyasalarındaki ekonomik durgunluk, ihracat oranlarında tonaj bakımından ciddi düşüşlere neden olmadı. Ancak, özellikle Ortadoğu’daki siyasi istikrarsızlık ihracat tonajlarını olumsuz etkiledi. Diğer taraftan, yeni ihracat marketlerinin gelişmesine de olanak sağladı. Ekonominin sektöre verdiği en büyük zarar, kâr marjlarında gözlenen keskin daralma oldu” yorumunda bulunuyor.
Dünya ve bölge ile kıyaslandığında, Türkiye sac sanayiinin oldukça iyi bir konumda bulunduğunun altını çizen Keseli, şunları söylüyor: “İthalatçı ve ihracatçı konumundan dolayı Türkiye, global markette oldukça aktif bir Pazar. Sektöre yapılan yatırımlar rakamsal olarak yeterli olsa da, halen hem tamamlanmamış projeler, hem de devrede olmayan yatırımlar var. Projeler hayata geçtikçe ve devreye alınmalar tamamladıkça, hammadde grubu dışında kalan ürünlerde hem ithalatın azalmasını, hem de ihracatın artmasını bekliyoruz. Sektörün gelişimi açısından katma değerli ürünlerin geliştirilip hem iç piyasada, hem de ihracat piyasalarda yer alması için Ar-Ge çalışmalarına hız verilmeli.”
Sergen: Gelişmişlik göstergesi
Sac sanayiinin ve sac tüketiminin, ülke gelişmişliğinin göstergesi olduğunun altını çizen Yassı Çelik İthalat İhracat ve Sanayicileri Derneği (YİSAD) Başkanı Tuncay Sergen, Türkiye’de sac üretiminde son 3 yılda yaklaşık yüzde 300 artış yaşandığına dikkat çekiyor. Sektörde tüketimin ise aynı oranda artmadığına değinen Sergen, bu yüzden sac üretim kapasitesinde fazlalık oluştuğunu dile getiriyor.
Yerli üretimde hammadde temininin ithalata bağlı olduğunu söyleyen Sergen, “Üstelik sac sanayii, kapasite fazlası olan bir sektördür. Yakında bir firma daha yassı çelik sektörüne girmeyi planlıyor. Ardından, bir firma daha sektörde boy gösterecek. Fazla kapasite problemi daha da artacak. Fazla kapasite ve az artan bir tüketim sektördeki en büyük problem” diye konuşuyor.
Tedarik kanallarında yaşanan değişmenin sektördeki firmaları zora soktuğundan bahseden Sergen, bu süreçte çelik servis merkezleri kurulmasının zorunluluk hale geldiğini bildiriyor. Navlun avantajıyla sektörün ihracat yapması mümkün olsa da, şu an için yeterince değerlendiremediğini ifade eden Sergen, şunları söylüyor: “İhraç şansımız, düşük navlunla ulaşacağımız komşu ülkelerde ve Akdeniz’de daha fazla. Türkiye’nin bu ülkelerle iyi ilişki içinde olmasıyla sektörün ihracatı artarak denge sağlanabilir.”
“Sıvı çelik üretimi 2010’da sıçradı”
Türkiye’nin 2012 yılında sac üretim kapasitesinin takriben 15,5-16,3 milyon ton civarında olduğunu belirten Tuncay Sergen, şöyle devam ediyor: “Sektörde 9,039 milyon ton üretim yapıldı. Sac tüketimi ise 13,626 milyon ton oldu. Bu rakamlar, sıvı çelikten sac üreten 5 firmaya aittir. 4,5 milyon tonluk üretim-tüketim farkı ise ithalatla karşılanıyor. İthalat, dâhilde işlem yoluyla, Türkiye’de üretilemeyen kalitelerin girmesiyle ve az miktarda da ticari avantaj dolayısıyla yapılıyor. Sıvı çelik ve sac üretimi 2010 yılında sıçrama yaptı. Ancak, sacda cazip olmayan piyasa şartları, imkânı olan firmaları kütük üretmeye zorladı. Kapasite ile üretim arasındaki fark buradan doğuyor. ”
“Rakamlar sektördeki aksaklığı sergiliyor”
Çelik İhracatçıları Birliği‘ne göre, 2008’de genel çelik ihracatının 19,7 milyon ton olduğunu bildiren Sergen, 2012 yılındaki ihracatın 19,8 milyon ton olduğuna ve dört yıl önceki rakam ile hemen hemen aynı olduğuna işaret ediyor. Sergen, “Temmuz ayında ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17,3 artış gösterdi. Dış ticaret açığı ise, Haziran ayında yüzde 18,9 büyüdü. Bu rakamlar, demir çelikteki aksaklığı da açıklamaktadır. Sektör ithalata bağımlı olduğundan, çok ihracat yapılması için daha çok ithalat yapılması gerekiyor” şeklinde konuşuyor.
Dünyada 2008 krizinden çıkmak için, hükumetlerin piyasaya para enjekte etmek istediklerini aktaran Sergen, konuşmasına şöyle devam ediyor: “Bunu da, altyapı ve inşaata yapılan yatırımlarla yapmak istediler. O nedenle, inşaat demiri ve uzun mamûller krizden sonra daha erken toparlanıp kârlı duruma geçti. Ancak sac sanayii, inşaattan sonraki talepleri ilgilendirdiği için tüketimde fazla artış olmadı. Fakat, kriz öncesi başlayan yatırımlar ancak kriz sonrası devreye girdi.”
“En önemli sorun kapasitedeki fazlalık”
Kapasitedeki fazlalığın sektörün en önemli sıkıntısı olduğunu savunan Sergen, “Üretim fazlası yok ama üretim kapasitesi fazlası var. Fazla kapasite uzun mamûl üreterek değerlendiriliyor. Türkiye, kendi ihtiyacının yüzde 20’sinden fazlasını üretmemelidir. Enerjisini katma değeri daha fazla olan sektörlere kaydırmalıdır. Üretimin ithalata bağlı olması, yüksek fırın üretiminin azlığı, firmaların devre dışı kalması, kâr marjı düştüğünden yüksek navlunlu ihracat yapılamaması gibi sorunlar da sektörün diğer gündem maddeleridir” diyerek sözlerini tamamlıyor.
|
| |
Bu sayıdaki diğer Araştırma-Makale bölümü yazıları |
| |
Hizmet ağırlıklı işletmelerde verimlilik ve kalite takibi |
| |
|
| |
|
|