Abonelik Reklam Arşiv Künye İletişim eDergi  
 
15 Temmuz 2016 Cuma
 




 
Sitemizde en çok hangi konu başlığı altındaki haberleri takip ediyorsunuz?
 
Araştırma-Makale
Güncel-Fuar
Haberler
Şirketlerden

 
   
  Satınalmacının bir günü

Metin ÇAVUŞLAR
Eğitimci-Danışman
Makina Mühendisi

Birçok meslek erbabının olduğu gibi ve biraz daha ötesinde olarak, satınalmacı her zaman formda olmak zorundadır. Bu gerçekten böyle midir? Şimdi bu konuyu irdeleyeceğiz. Popüler profesyonel bir futbol oyuncusunu düşünün. Milyonlarca taraftar, bu oyuncunun gece yaşantısı dâhil, günlük yaşantısının her anı ile detaylı olarak ilgilenmektedir. Oysa futbol; göze hitap eden, keyif için yapılan ve keyif için seyredilen sosyal bir olgudur. Bu olgu, fizik ve ürün olarak herhangi bir şey üretmez. Keyfimizi bozmamak için bir sporcuyu bile büyüteç altına alabiliyoruz. Ancak, başka göz önünde olmayan profesyonel alanlara gereken ilgiyi göstermiyoruz. Hâlbuki, profesyonel yaşamda daha da etkili olmak için; mümkün olduğunca günlük, olamıyorsa haftalık veya aylık bazda yenilenme döngümüzü kontrol etmeliyiz. “Fiziksel olarak ne durumdayız?” sorusunu sormalıyız. Bu soruyu sorunca; beslenme ve egzersiz (hareket-yürüyüş) vb. akla gelmelidir. Fiziksel olarak ne kadar formda olduğumuzu sorguluyoruz. Zihinsel yenilenmememize bakmakta yarar var. Vizyonumuzu genişleten, koşullanmalarımızı fark etmemizi sağlayan, yeniliklere açan ve benzeri etkinliklerden söz ediyoruz. Yeni bir kitap okuma, film seyretme, kısa bir gezi ve benzeri faaliyetler bize bu konuda yardım sağlayacaktır. Duygusal yenilenme de bir o kadar önemli. Yardımlaşma ve dayanışmayı unuttuğumuz, rekabetçi ve bencilliğin ağır bastığı uzun süreçlerin duygusal tıkanmalara neden olduğu konunun uzmanlarınca sıkça vurgulanıyor. Zaman zaman yardım etkinlikleriyle, dostça paylaşım ve dinlemelerle, dayanışma içine girerek duygusal yenilenmeyi sağlayabiliriz. Bir de, çoğu insanın ihmal ettiği tek başına kalarak sevdiği bir şey yapmak gibi örneğin; doğada yürümek, denizi seyretmek, bir hayvanın oyununu izlemek ve benzeri herkesin kendine uygun bulacağı etkinliklerle ruhsal yenilenme dediğimiz durum var.

Genel olarak karşılaşılan günlük yaşantı
Kendi yaşantımızla ilgili olarak ne yapıyoruz? Tabi ki bu soruyu bir profesyonel olarak satınalmacıya soruyoruz. Eğer günlük hayatımızı dikkatle incelersek ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Genellikle büyük kentlerde sabah saat yedi gibi uyanılıp, el-yüz bakımı yapıldıktan sonra derhal sokağa çıkılır (genellikle insanlar saat yedide kalkıp, saat yedi buçuk civarına kadar duş yaptıklarını ve sokağa öyle çıktıklarını söyleseler de, buna kendileri de inanmamaktadırlar). Eğer servisle işe gidiyorlarsa genellikle bu sürede uyumaktadırlar. Yoğun bir trafiğin içinden geçerek iş yerlerine kendilerini atmaktadırlar. Bu saatten sonra iş yerinde bir poğaça ve bir çay ile kahvaltılarını geçiştirmektedirler. Öyle veya böyle mesâi tamamlandıktan sonra çoğunlukla eve gelinmektedir. Kuvvetli yenilen bir akşam yemeğinden sonra televizyon karşısına geçilip, gece saat 12 civarına kadar sızılarak uyunmaktadır. Bu tablonun biraz detayına girmekte yarar vardır. Zirâ bu tablo, içinde yaşanılırken çok normal gibi geliyor ve kanıksanılıyor. Ancak, her türlü bilimsel gerçeği inkâr eder gibi bir durum söz konusu. Önce akşam yemeğinden başlayalım. Genellikle saat 20 civarında yemeğe oturulduğunu biliyoruz. Kültürümüz ve yetiştirilmemiz neticesi akşam yemeğini gayet ağır yemekteyiz. Yemek sonrası yorgunluktan bitap bir şekilde televizyon karşısında uyuklamaya başlıyoruz. Bu alışkanlık, giderek yorgunluk veren bir alışkanlıktır. Zirâ, akşam saat sekizde yenen ağır bir yemeğin hazmı zor ve aşağı yukarı sekiz saat süren bir işlemdir. Ama biz saat gece 12 civarında yatıyoruz. Öyleyse, üç-dört saatlik bir hazım da uyku sırasında gerçekleşmektedir. Uyku verimli olmamaktadır. Altı-yedi saatlik bir uykunun üç-dört saatini verimsiz uyuyorsanız, sabah dingin kalkmanız da çok zor olacaktır. Bu durumda öğlene kadar afyonunuz patlamayacaktır. Ayrıca, akşam yemeğinden sonra herhangi bir hareket yapılmadığından ve hazım işlemi uykuda ve yatarak gerçekleştirildiğinden tokluk hissinden kurtulmak olası değildir. Bu durumda olasıdır ki; sabah kahvaltımızı da geçiştirme alışkanlığı edindiğimiz için sabah evde kahvaltı yapmak gereğini duymamaktayız. Öğlen yemeği ise, alışkanlık gereği hafif geçtiğinden, akşam yemeğine çok acıkmış olarak oturacaksınız.

Program ve şartlar buyken ne yapabiliriz?
Yapılabilecek bazı şeyler var: İlk tavsiyemiz, akşam yemeğinizi oldukça hafifletmektir. Bu durumda, vücudumuzun uyku sırasındaki hazım işlemini de oldukça hafifletmiş olacağız. Tam tanımlama yapılırsa, sabah kahvaltısı gibi hafif bir akşam yemeği önerilir. Arkasından kısa, ama uzun bir yürüyüş yapmak gerekli. Önerilen programa göre, sıra saat 10:30-11:00 civarında uyumaya gelecektir. Bu durumda, sabahleyin saat 6-6:30 arasında uyanmak çok da zor değildir. Hatta acıkma nedeniyle bu saatte kalkmak zorunluluk haline gelecektir. Görülecektir ki; bu durumda uyku daha verimlidir ve gereken dinlenmeyi sağlayacaktır. Çok sözü edilen sabah duşu da, böylelikle zaman olduğu için yapılabilir hale gelir. Mutlaka çok kuvvetli bir sabah kahvaltısı yapılmalıdır. Akşam yemeği hafif olduğu için zaten acıkılmış olacaktır. Bunun en önemli yararı gece uykuda düşen kan şekerinin düzenlenmesi olacaktır. Bu sayede, sabah işe giderken kaza riskini de azaltırsınız. Eğer servisle gidiliyorsa yolda kitap veya gazete okuma zamanı kazanırsınız. Böylelikle, öğleye kadar afyonu patlatma sorununu ortadan kaldırırsınız. İki program arasındaki en önemli fark sabah veriminde ortaya çıkar. Bu verim artışı profesyonel anlamda bizi çokça ilgilendirmelidir. Bir satınalma eğitimcisinin ve danışmanının işi günlük yaşamı düzenleme değildir elbette. Ancak konu profesyonellik olunca konuyu daha açarsak odak konusu; iş, insan ve ilişki yönetimi ise yaşantıya bakmak durumundayız. Koşullanmış ve esnek olmayan insan hem kendi gelişimin önünü kesecek, hem de başkalarının gelişimi önünde engel oluşturacaktır. Bu bilgiler; başarılı ve etkili olan, bütünü gören yöneticilerin deneyimlerinden süzülerek ortaya konan tezlerdir elbette…

Satınalmacı önemli bir süreci yönetir
Satınalmacı, önemli bir ticari işlemi, işini ve tedarikçilerini yönetir. Öyleyse, satınalmacının her an hazır, uyanık ve dikkatli olması lazımdır. Dikkatini sürekli toplaması, basını-haberleri takip etmesi ve formda olması yukarıda önerilen programda daha olasıdır. Bu nedenle, önceliği uzun şekilde günlük yaşantıya bakışa ayırdım. Bilimsel verilerin ön gördüğü 24 saatin; 8 saati çalışma, 8 saati dinlenme ve 8 saati uyku olan yaşam düzenine zaten uyamıyoruz. O nedenle, yukarıdaki tarif bile yeterli değildir. Elbette ki her bünye kendine göre farklılıklar gösterecektir ve herkes kendisine en uygun olan programı uygulamalıdır. Ancak ilk dikkat edilmesi gereken husus, profesyonel yaşantımıza yönelik olarak mesâi saatlerinde tam randıman verecek bir program uygulayabilmektir. Günümüzün hızlı tempolu iş odaklı kültürü iş yaşamında dayanışmayı öne çıkarmakta; ancak, sosyalleşmeyi iş yaşamı dışına çıkarmaktadır. Bunun bizim iş kültürümüze çok ters olduğunu hemen söyleyebiliriz. Dedikodu dâhil masa gezmek ve benzeri birçok sosyalleşme yoluna bizim şirketlerimizin büyük çoğunluğunda karşılaşmak olasıdır. Hâlbuki iş odaklı kültür; şirketçe de desteklenen iş dışında etkin sosyalleşmeyi öne çıkararak, dayanışmanın yüksek olduğu verimli bir iş yaşamını istemektedir. Takip eden husus, zihin ve vücut formunuzu zirveye taşıyacak bir uygulama yapmaya çalışmaktır. Araya serpiştirilen boş zamanlarda haberler ve basın takip edilebilmelidir. Sektörel iletişim sağlanılmalıdır. Nihayetinde önemli olan, her an liderlik yapabilecek ölçüde uyanık olmanızı sağlayacak bir program bulmaktır. Daha ilerde de anlatacağımız gibi satınalmacı lider olmak zorundadır.
Bir diğer noktadan bakacak olursak; işletmenin diğer kısımlarının işlerini bir süre erteleyebileceklerini ancak ihtiyaçların çoğunlukla tehir şansı olmadığını söyleyebiliriz. Hele ki ihtiyaçların sizin uyanık olduğunuz saati beklemeye hiç tahammülü yoktur. İlk yazdığımız program belki yirmili yaşlarda sıkıntısız uygulanılabilir. Oysa otuzların sonlarına doğru ve sonrasında kan şekeri düşmesinin özellikle otomobil kullanımında ciddi sıkıntılar yarattığı bir gerçektir. Baş dönmesi gibi ilave bir takım sorunlar da gündeme gelir. Ayrıca böyle bir uygulama, diyabet veya gizli şeker rahatsızlıklarında içinden çıkılmaz bir sorun olmaya başlar.
Bu önerilerin rahatsızlık vereceğini ve hatta kiminizin “benim özel yaşantım sadece kendimi ilgilendirir, bu konuya başkaları karışamaz” dediğini duyar gibi oluyorum. Denemekten bir zarar gelmez. Bir hafta denemenizi öneririm. Programı uyguladığınız zaman, sonuçları sizi de şaşırtacaktır. Unutmayalım; temel mesajımız ve amacımız profesyonelliği beslemek ve profesyonel yaşamda daha da etkili olmaktır.

 



 
Bu sayıdaki diğer Araştırma-Makale bölümü yazıları
 
  Çelik servis merkezleri müşterilerine önemli avantajlar sunuyor
   
   
 
  © Tüm Hakları Dünya Süper Veb Ofset A.Ş'ye aittir.