Sitemizde en çok hangi konu başlığı altındaki haberleri takip ediyorsunuz?
Araştırma-Makale
Güncel-Fuar
Haberler
Şirketlerden
Demir çelik sektörü sıkıntılı bir dönem geçiriyor
2000’li yıllarda Çin ve Hindistan’ın ardından küresel çelik sektöründe en hızlı büyüyen ülke olan Türkiye, 2011 ve 2012 yıllarında ise, büyük çelik üreticileri arasında üretimini en hızlı artıran ülke oldu. Ancak, ham çelik üretimi 2012´de 36 milyon ton ile zirveye ulaşmasından bu yana gerileme eğilimi gösteriyor. Bunun yanı sıra, son yıllarda sektöre yapılan yatırımların yoğunluğu da kapasitelerin atıl kalmasına neden oluyor. Sektörün son iki yıldır ihracatında azalma gözlenirken, ithalatındaki artışın ise önüne geçilemiyor.
Demir çelikte dünyanın önde gelen oyuncuları arasında yer alan Türkiye, son üç yıldır süren düşüş grafiğini engelleyemiyor. 2012-2014 arasında yaklaşık yüzde 6 gerileyen ham çelik üretimi, 2014´te 34 milyon ton olarak gerçekleşti. Söz konusu üretim, 2015’in ilk dokuz aylık döneminde ise, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7,8 düştü ve 23,8 milyon ton oldu. 2015´te, 35 milyon tonluk üretim gerçekleştirmeye hedefleyen sektörde üretimin yüzde 8 düşüşle 31,5 milyon ton olacağı tahmin ediliyor.
Atıl kapasite önemli bir sorun 2014 yılında yüzde 68 olan sektörün kapasite kullanım oranının, 2015’in ilk dokuz aylık döneminde yüzde 62’ye kadar düştüğü görülüyor. Sektör, 2005 yılında 3 milyon ton olan yassı çelik üretim kapasitesini, 2015 yılı itibarıyla 18,5 milyon tona yükseltmesine rağmen, ithalatın yarattığı baskı nedeniyle söz konusu kapasite etkin bir şekilde kullanamıyor. Özellikle, yassı ürünlerin yarı mâmulü olan slab üretiminde, kapasite kullanım oranı yüzde 50 seviyesine düşerken, bu ürünün ithalatı da artmaya devam ediyor. Çelik sektörünün yükselen grafiğiyle birlikte yatırımlara ağırlık verilmesi, sonrasında son üç yılda yaşanan üretimdeki daralma, sektör kapasitesinin atıl kalmasına neden oluyor.
Tüketimin azaldığı, kapasite ve arz fazlalığının arttığı global pazarda, ticaret dengelerini sarsan dampingli satış uygulamaları da gün geçtikçe artıyor. İhracat her geçen gün zorlaştığı dünya pazarında, büyük çelik tüketicisi ülkeler, kendi çelik sektörlerini korumak için kapılarını ithal ürünlere kapatma eğilimi gösteriyorlar. 2014 yılında değer bazında 15,2 milyar dolar, miktar bazında 18 milyon tonluk çelik ihracatı yapan sektör, 2015’in ilk dokuz ayında, bir önceki yılın aynı dönemine göre miktar açısından yüzde 7,1 gerileme ile 12,6 milyon tonluk ihracat yaptı. Söz konusu dönemde toplam çelik ihracatı, değer açısından ise yüzde 21,1 azalarak 9 milyar dolar oldu. 2015´te de ihracatın miktar olarak 17 milyon tona, değer olarak 12,2 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
2015´te ithalat arttı 2014 yılında değer bazında 12 milyar dolar olan ithalat, miktar bazında ise 13,8 milyon ton olarak gerçekleşti. 2015´in ilk dokuz ayında ise toplam çelik ithalatı, bir önceki yılın aynı dönemine göre değerde yüzde 5,3 artarak 9,3 milyar dolara ulaştı. İthalat miktar olarak ise, yüzde 41 artarak 14,1 milyon tona yükseldi. 2015 sonunda toplam çelik ithalatının miktar bazında 19 milyon tona, değer bazında ise 12,2 milyar dolara yükselmesi bekleniyor.
Sektörde ham çelik üretimi yapan 30 kuruluş bulunuyor ve söz konusu kuruluşlar yaklaşık 40 bin kişiyi doğrudan istihdam ediyor. Türkiye’de çok sayıda orta ve büyük ölçekli demir çelik üreticisi bulunuyor. Sektör, üretiminin yüzde 70’lik kısmını hammaddesi hurda olan elektrik ark ocaklarından yapıyor. Söz konusu üretim yönteminin; düşük yatırım maliyetleri, emisyon ve üretim gibi konularda avantajları olsa da, demir cevheri fiyatlarında yaşanan düşüşler, elektrik ark ocaklarında üretim yapan üreticileri uluslararası rekabette zorluyor.
Cevherden üretim yapan sıvı çelik üreticileri, hurdadan üretim yapanlar karşısında kayda değer bir maliyet avantajı yakalarken, bu sıkıntı yarı mâmul ithalatının da artmasına neden oldu. Son dönemlerde yapılan yatırımlarda, maliyet bakımından avantaj sağlayan demir cevherinin kullanımına yönelik tesislerin kurulduğu da gözleniyor.
Katma değerli üretimin artırılması hedefleniyor Türkiye çelik ihracatındaki düşüşün en önemli sebeplerinden biri olarak, katma değerli üretime ağırlık verilmemesi görülüyor. Rekabet gücü zayıflayan Avrupa ülkeleri ise, katma değerli ürünlerin imalatına ağırlık veriyor. Son yıllarda Türkiye’de de söz konusu alana yönelik yatırımlar yapılmaya başlansa da, henüz yeterli bir seviyeye ulaşılmış değil.
Dünya Çelik Derneği (Worldsteel), 2014´te yüzde 0,7´lik artışla 1,54 milyar tona yükselen dünya nihâi mâmul tüketiminin, 2015 yılında yüzde 1,3´lük düşüşle 1,51 milyar tona gerileyeceğini, 2016 yılında ise yüzde 0,7´lik artışla 1,52 milyar tona çıkacağını öngörüyor. Dünya ekonomisindeki zayıf büyüme eğilimi, kriz sonrası global pazardaki zayıf yatırım ortamı, Çin’deki yavaşlamanın devam etmesi, çelik sektörünün küresel düzeyde durağanlaşmasının ana nedenlerini oluşturuyor.
Yayan: “Üretim 2012´den beri geriliyor” Türkiye´nin çelik sektöründe Çin ve Hindistan’ın ardından 2000’li yıllarda en hızlı büyüyen ülke olduğunu aktaran Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) Genel Sekreteri Dr. Veysel Yayan, “2011 ve 2012 yıllarında ise, büyük çelik üreticileri arasında üretimini en hızlı artıran ülkelerden biri olmayı başardık. Buna karşın, Türkiye çelik sektörünün üretimi 2012 yılında yaklaşık 36 milyon ton ile zirveye ulaşmasından bu yana gerileme eğilimi gösteriyor. 2014 itibarıyla 34 milyon tona kadar gerileyen Türkiye ham çelik üretiminin, 2015´te yaklaşık yüzde 8 düşerek, 31,5 milyon ton seviyesinde kalacağı tahmin ediliyor. Üretimindeki keskin düşüş nedeniyle dünya çelik üretim sıralamasında da, 2015 yılı itibarıyla dokuzuncu sıraya geriledik. 2014´te yüzde 68 olan sektörün kapasite kullanım oranı, 2015 yılının ilk sekiz aylık döneminde yüzde 62 seviyesine kadar düştü. Özellikle, yassı ürünlerin yarı mâmulü olan slab üretiminde kapasite kullanım oranı yüzde 45 seviyesine düşerken, ithalat olağanüstü oranlarda artmaya devam etti” diye konuşuyor.
Başta Çin olmak üzere, uluslararası pazarlarda çelik talebinin azalma eğilimi gösterdiğini ve bu durumun piyasalar üzerindeki kapasite fazlası sorununu daha da şiddetlendirdiğini kaydeden Yayan, şunları söylüyor: “Tüm bu unsurlar da, küresel ölçekte korumacı tedbirleri tetikledi ve pek çok ülke, sıcak haddelenmiş sac ürünleri başta olmak üzere, ithal çelik ürünlerine karşı koruma duvarlarını yükseltti.”
“İthalat olağanüstü hızlarda artıyor” 2015´in ilk sekiz aylık döneminde, yurt içi çelik tüketimindeki yüzde 14’lük artışa rağmen, Türkiye’nin ham çelik üretiminde yüzde 7, ihracatında ise miktar açısından yüzde 7, değer açısından yüzde 20 gerileme yaşandığını hatırlatan Yayan, “Üretim ve ihracat düşerken, ithalatın olağanüstü hızlarda artmaya devam ettiği görülüyor. Ağustos ayında yaklaşık yüzde 55 artan Türkiye’nin çelik ürünleri ithalatının, 2015´in ilk sekiz aylık döneminde de yüzde 41 gibi son derece yüksek bir oranda arttığı gözlendi. Yıl sonu itibarıyla 20 milyon tona yaklaşması beklenen ithalattaki keskin artış, Türkiye çelik pazarının yıkıcı ihracat uygulamalarının hedefi haline geldiğini ortaya koydu. Söz konusu veriler, ihracat satışlarındaki kayıplara ilave, Türkiye çelik sektörünün yüzde 14 artış gösteren iç talepten de yararlanamadığını, çelik tüketimimizdeki artışın ithal çelik ile karşılandığını gösteriyor. Bu durum, Türkiye’nin çelik ürünlerinde son 15 yıldan bu yana ilk kez net ithalatçı konumuna geçmesi sonucunu doğurdu. Üstelik, sektörün göstergelerindeki bozulma eğilimi, her geçen ay büyüyerek devam ediyor. Dünya çelik sektörünün görünümünü bozan uygulamaların başında; çok yönlü devlet teşvikleri ile desteklenen Çinli üreticilerin, Çin’in çelik tüketimindeki daralma ile birlikte dünya pazarlarını işgâl etmesi ve bunun sonucunda, Türkiye’ye yönelik ihracatını yaklaşık yüzde 220 artırması geliyor” diyor.
“Çin´deki gelişmeler tüm dünyayı etkiliyor” Çin’in, tüketiminin daraldığının altını çizen Yayan, sözlerini şu şekilde sürdürüyor: “Böyle bir ortamda, Çin´in yıllık yaklaşık 400 milyon ton seviyesindeki kapasite fazlalığı ve 120 milyon ton seviyesindeki üretim fazlalığının yarattığı ihracat zorunluluğu, dünya genelinde korumacı tedbirleri ve düşük fiyat politikalarını da tetiklemiş bulunuyor. Diğer taraftan, demir cevheri fiyatlarının tonu yaklaşık 57 dolar seviyelerinde sabit seyrederken, hurda fiyatlarının tonu 170 dolar seviyelerine kadar gerilemiş olmasına rağmen, Çin’in halen son derece düşük seviyelerden ihraç teklifleri verebiliyor olması, sorunun kaynağında cevher/hurda fiyat farklılığının olmadığını, devlet destekli üretimin ve dampingli ihracatın sorun yaratan esas unsurlar olduğunu ortaya koyuyor. Tüm pazarlar kapılarını; dampingli, kalitesiz, devlet destekli ve yıkıcı tesirler oluşturan arz fazlası çeliğe kapatırken, önlem almayan ülkeler hedef haline geliyor. Türkiye’nin de ithal çelik ürünlerine karşı benzer önlemler almaması halinde, büyük ihracatçı ülkelerin yıkıcı ihracat uygulamalarının hedefi olmaktan kurtulamayacağını öngörüyoruz. Çelik piyasasında tam bir ‘alarm’ durumunu ifade eden son gelişmeler çerçevesinde; dampingli ve devlet destekli ithal ürün girişine karşı önlem çalışmalarının hızlandırılmasına ve başta enerji ile girdi maliyetleri üzerindeki fon ve kesintiler olmak üzere, sektörün üzerindeki yüklerin kaldırılarak, daha etkin rekabet edilmesinin önünün açılmasına ihtiyaç duyuluyor.”
Ekinci: “Ekonominin itici güçlerinden biri” Çelik sektörünün Türkiye ekonomisinin itici güçleri arasında yer aldığını vurgulayan Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı Namık Ekinci ise, sektörün sanayide çarkların dönmesini sağlayan dişlilerden biri olarak önemli bir rol üstlendiğini bildiriyor. Sektörün özellikle son 10 yılda, gerek üretim, gerekse ihracatta kayda değer bir yol aldığını kaydeden Ekinci, “Her sektörde olduğu gibi, çelik sektöründe de zaman zaman dalgalanmalar yaşanıyor. Ancak bu durum, ekonomideki önemini ve ülke sanayisinin vazgeçilmez aktörlerinden olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Katma değer üretme potansiyeli yüksek bir sektörü temsil ediyoruz. Türkiye’de üretilen çelik ürünler, kalitesi ve çeşitliliği ile global pazarda talep görüyor ve yaklaşık 200 ülkeye ihraç ediliyor. Fakat ürünlerin büyük bir bölümünü tam değerinde satamayan sektör, kârlılığını istediği seviyeye çıkaramıyor. Daha önemlisi ise, katma değeri yüksek ürünlerin ihracattaki payı oldukça düşük. Bu yüzden, uç ürünlerin çeşitliliğini artırarak tüm uç ürünlerin üretiminde artış sağlanmalı. Klasik ürün ihracatındaki başarı payını, mevcut ve yeni uç ürün imalatında da yakalamalıyız” diye konuşuyor.
“35 bin kişi istihdam ediliyor” Çelik sektöründe yaklaşık 35 bin kişinin istihdam edildiğini açıklayan Ekinci, sektörün sağladığı dolaylı istihdamın ise 200 bin kişiyi bulduğunu söylüyor. Ekinci, şunları aktarıyor: “Birlik olarak, 2015 yılının başından bu yana yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmeler doğrultusunda, sektörün yıl sonu ihracat hedefini değer bazında 10,5 milyar dolar, miktar bazında ise 16 milyon ton olarak revize ettik. Türkiye, üretim ve ihracatta dünya sıralamasında halen önemli bir konumda bulunuyor. Gerek jeopolitik konumu, gerekse iş gücü açısından avantajlarımız yüksek. Çelik, tüm sektörler için vazgeçilmez bir öneme sahipken, biz de ürünlerimizin daha fazla ihtiyaca cevap verebilmesi ve daha çok tercih edilmesi için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de, sektörün gelişimine katkı sağlayacak adımlar atmayı, projeleri hayata geçirmeyi sürdüreceğiz.”
“Son iki yılda ihracatta belirgin bir düşüş yaşandı” Son üç yıldır ihracat düşüş gösterdiğini ve son iki yıldır çelik ihracatının belirgin bir düşüş yaşadığı vurgulayan Namık Ekinci, 2014´te çelik ihracatının, bir önceki yıla göre değer bazında yüzde 4,4 düşüş ile 13,2 milyar dolar olduğunu belirtiyor. Ekinci, “Son beş yıllık ihracat ve üretim rakamlarına bakıldığında, sektör üzerindeki olumsuz baskıların yansımasını daha net bir şekilde görebiliyoruz. 2010 yılında 29,1 milyon tonluk üretim ve 17,3 milyon tonluk ihracat gerçekleştiren Türkiye çelik sektörünün 2011 yılındaki üretimi 34,1 milyon ton, ihracatı ise 18.1 milyon tona ulaştı. 2012 yılında ise, firmalarımız 35,9 milyon tonluk üretim ve 19,8 milyon tonluk ihracata imza attılar. 2013 yılında sektörün üretimi 34,7 milyon ton, ihracat 18,4 milyon ton olurken; 2014 yılında çelik üretimi 34 milyon tona, ihracat ise 17,5 milyon tona geriledi. Sektör, 2015 Ocak-Ekim dönemini ise, değer bazında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 24 azalışla 8,5 milyar dolar, miktar bazında ise yüzde 7,6 düşüşle 13,5 milyon tonluk ihracat ile kapattı. 2015´in ilk 10 ayında çelik sektörünün miktar bazında en fazla ihracat yaptığı bölgeler; 4,7 milyon ton ile Ortadoğu, 2,4 milyon ton ile Avrupa Birliği, 2,1 milyon ton ile Kuzey Amerika ve 1,7 milyon ton ile Kuzey Afrika olarak sıralandı” diye konuşuyor.
“Cevhere dayalı üretim modeline geçmeliyiz” Uluslararası arenada bazı ülkelerin Türkiyeli üreticilerin başarılı çalışmalarının farkında olduğunu vurgulayan Namık Ekinci, bazı üretici ülkelerin ise, Türk ürünlerinin kendi ülkelerine ithal edilmesinden duydukları rahatsızlık ile koruma önlemlerine ve anti-damping davaları açarak engelleme yollarına başvurduklarını ifade ediyor. Söz konusu sürecin doğal olarak ihracatı olumsuz etkilediğini kaydeden Ekinci, şöyle devam ediyor: “Ayrıca, Çin’in agresif ticaret politikası, Yuan´ın devalüe edilmesi ile ülkenin rekabetçiliğinin daha da artması, küresel ölçekte cevher fiyatlarında yaşanan düşüşler, emtia fiyatlarındaki gerileme ve MENA bölgesinde yaşanan siyasi ve ekonomik çalkantılar da, son dönemde ihracat potansiyelimizin düşmesine neden oldu. Öte yandan, yeterli demir cevherinin bulunmayışı ve cevherden üretim yapmanın maliyetli olmasından dolayı Türkiye çelik sektörü, şu an büyük oranda hurda ile üretim yapıyor. Ancak, sektörün gelişimi ve global pazardaki rekabet avantajını sürdürebilmesi için sektörün kısa vadede cevhere dayalı üretim modeline geçmesi gerekiyor.”
Sergen: “İhracat pazarlarımız doydu” Türkiye yassı çelik sektörünün, gün geçtikçe artan ve kalıcı olmasından endişe duyulan sorunlarla baş etmeye çalıştığını dile getiren Yassı Çelik İthalat, İhracat ve Sanayicileri Derneği (YİSAD) Başkanı Tuncay Sergen, “Sektör 2014’ten 2015’e değer bazında yüzde 23,7 küçüldü. Çünkü, ihracat pazarlarımız artık doydu. Önemli bir ihraç pazarımız arasında yer alan İran’ın gelecek beş yıl içinde bizi geçeceği hesaplanıyor. 2015 yılı ocak-ağustos döneminde çelik ihracatı düştü. İthalatta ise yüzde 40,6 artış kaydettiği görüldü. Hurdadan üretim nedeniyle sektörün, küresel ölçekte rekabet gücü azalıyor. Dolayısıyla, yassı çelikte atıl kapasite yüzde 40-50 aralığına geriledi. İç pazarda satışlar gümrük koruması ve ithalat sınırlamaları ile mümkün olabiliyor. Kârlılık hemen hemen kalmadı. Artık üretici kadar satıcılar da sıkıntı yaşıyor. Halen cari açık sorununun çözülemedi ve yabancı sermayenin katma değer oluşturan sanayi yatırımı için gelmemesi sorunu derinleşiyor. Yabancıların kaynak transferi 2005-2015 arasında 65 milyar dolar iken, son altı ayda 4,9 milyar dolara çıktı” diyor.
“Çelik üreticileri birleşmeli” YİSAD olarak, yıllardır önerdikleri görüşlerin bir kısmının kriz geldiğinde yeniden önerildiğini aktaran Sergen, şöyle konuşuyor: “Sorunun çözümü için öncelikli olarak, cevherden üretim yapmak üzere belli başlı çelik üreticilerinin birleşmesi ve kurumsal yapıda bir şirketle yarı mâmul üretmeleri gerekiyor. Üretilen kütük ve slab kendi özel şirketlerinde haddelenmeli. Böylece, ihracatın ülkeye katkısı artacak, istihdam çoğalacak, sektörün rekabet gücü artacak, kurumsallaşmaya geçiş sağlanacak. Bu mümkün olmazsa; düşük maliyetli yarı mâmul ithalatında engel azaltılmalı. Yine sektörün gelişimi açısından demir yolu ulaşımının acilen geliştirilmesi gerekiyor. Pahalı olan kara yolu ulaşımına ağırlık verilmesi yüzünden Türkiye’deki kamyon stoku Avrupa’yı geçti. Demir yolunun Türkiye’deki nakliye payı yüzde 1.5 seviyesine kadar indi. Hâlbuki, karadan komşu olan ülkelere demir yolu ile kolay ve ucuz ulaşıma sahip olabiliriz. Bu anlayış sektörü rekabette öne geçirir. Ayrıca, deniz yolundaki tıkalı olan damarlar açılmalı. ABD’ye 25 dolara deniz yolu ile gidilebilirken, yurt içinde bazı liman şehirlerine kamyonla daha pahalıya yük taşıyoruz. Hâlbuki Türkiye, dünyanın lojistik merkezi olabilir. Ortadoğu ve Akdeniz havzasına Türkiye üzerinden demir yolu ile ulaşım birçok avantajı beraberinde getirecek. Yine, tüccarların verdikleri servisi çeşitlendirip, kalite odaklı çalışmaya geçmeleri gerekiyor. 1,7 milyar nüfusu ile bakir bir pazar olan Afrika’ya da sektör önem vermesi gerekiyor.”
Öz: “Çin sektördeki liderliğini koruyor” Paslanmaz çelik üreticilerinin imalatlarında görülen düşüşün ardından, azalan verimliliklerini toparlamak için yeniden yapılanma sürecine girdiğini dile getiren Paslanmaz Çelik Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (PASİAD) Başkanı Abdurrahman Öz, “Amerika ve Avrupa’da üretim verilerindeki azalış ve fiyat politikasındaki düşüş sonrası, küresel paslanmaz çelik pazarı, gösterdiği dirençli tutumun da etkisiyle Uzakdoğu’ya kaydı. Dünya Çelik Derneği verilerine göre, 2013 yılında Çin en büyük çelik ihracatçısı konumunu sürdürürken, 61,5 milyon tonluk çelik ihraç eden Çin’i; 42.5 milyon ton ile Japonya, 28,9 milyon ton ile Güney Kore ve 24,7 milyon ton ile Ukrayna takip etti. Son yıllarda Çin başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelerde demir çelik sektörüne yapılan yatırımlar, dünya çelik üreticisi ülkeler arasındaki rekabeti fiyat açısından üst seviyelere çıkardı. Fiyat açısından rekabet gücü zayıflayan Avrupa ülkeleri de pazar paylarını koruyabilmek için yassı, vasıflı ve paslanmaz çelik ürünleri gibi daha çok yüksek katma değerli ürünler üretip ihraç etme ve katma değeri düşük ürünleri diğer ülkelerden ithal etme yolunu seçiyor. Dünyanın en büyük çelik ithalatçıları listesinde ABD 30,3 milyon ton ile ilk sırada yer alıyor. Bu ülkeyi; 22,1 milyon ton ile Almanya ve 19 milyon tonla Güney Kore izliyor” diye konuşuyor.
“Paslanmaz çelik tüketimi artıyor” Türkiye’de giderek yaygınlaşan paslanmaz çelik tüketiminin kişi başına 4,5 kilogram civarında olduğunu belirten Öz, söz konusu rakamın; Almanya’da 21, Güney Kore’de 25 ve Tayvan’ da 45 kilogram olduğunun altını çiziyor.
Dünyada paslanmaz çelik üretimindeki artışa paralel olarak, ferrokrom ihtiyacının da arttığını vurgulayan Öz, 2. milyon ton krom cevherinden 800 bin ton ferrokrom üretiminin mümkün olduğu düşünüldüğünde, Türkiye’nin yıllık 700 ila 800 bin ton ferrokrom üretim potansiyelinin mevcut olduğunu söylüyor. Öz, konuşmasını şu şekilde sürdürüyor: “Cevherin ton fiyatı 350 dolar iken ferrokrom olarak satılması durumunda ton fiyatı bin 800 dolardır. Sıvı paslanmaz çelik üretimi öncesinde ferrokrom üretiminin yaygınlaştırılması, istihdam kazancına ve cari açığın kapanmasına katkıda bulunacağı gibi, paslanmaz çelik üretimi sırasındaki girdi maliyetlerini de önemli ölçüde düşüreceği öngörülüyor.”
Türkiye´nin, dünya kromit rezerv sıralamasında yüzde 0,2’lik paya sahipken, üretim miktarı açısından önemli kromit üreticisi ülkeler arasında bulunduğunu bildiren Öz, “Türkiye´nin sahip olduğu kromit rezerv miktarının, kromit yataklarının genellikle küçük boyutlu ve düzensiz şekilli olması nedeniyle kayıtlarda belirtilenden çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Krom cevherine olan talebin ve fiyatların artması, dört yıl içinde toplam üretimin 3 milyon tonu aşması ve Türkiye´nin, dünyada en fazla üretim yapan Güney Afrika ve Kazakistan’dan sonra üçüncü ülke konumuna gelmesi bekleniyor” diyor.
“Maliyet farkı entegre tesisler lehine açıldı” Türkiye demir çelik sektörünün 2014 görünümü ve 2015 beklentileri hakkında da görüşlerini açıklayan Öz, şunları aktarıyor: “Büyük üreticilerin kapasite artırımı, Çin’de yeniden dengelenme süreci ve küresel ekonomide zayıf bir toparlanma olduğu görülüyor. Ayrıca, demir cevheri fiyatları düşerken, yıl genelinde hurda fiyatları ise yüksek seyrini korudu ve bu nedenle de, üreticiler arası maliyet farkı entegre tesisler lehine açıldı. 2015 yılının ilk yarısına ilişkin dış ticaret verileri, çelik sektörünün son yılların en olumsuz performansını gösterdiğini ortaya koyuyor. Fiyatlardaki gerileme sebebiyle, geçmişe göre daha yüksek katma değerli ürünler ihraç ediliyor olmasına rağmen, değer açısından ihracattaki gerileme yüzde 21,4’e ulaştı. İthalat miktarındaki artış ise, yüzde 34,4 gibi oldukça yüksek bir seviyede gerçekleşti. Özellikle, yarı ürün ve yassı ürün ithalatındaki artış dikkat çekti. Yarı ürün ithalatındaki yüksek oranlı artış nedeniyle, miktar açısından yüzde 34,4 olan ithalattaki büyüme, değer açısından yüzde 4 seviyesinde kaldı. Buna rağmen, çelik ürünlerinde ihracatın ithalatı karşılama oranı bir önceki yılın aynı ayına göre 34 puan düşüşle, yüzde 134’ten yüzde 100’e geriledi. Ancak, son aylardaki oranlara baktığımızda, mayıs ve haziran aylarında ihracatın ithalatı karşılama oranının, yüzde 100’ün de altına gerilemesi dikkat çekti.”
Mertöz: “AB´deki canlanma ihracatımızı artıracak” Metal fiyatlarındaki gerilemenin, ihracat rakamlarını dolar bazında olumsuz etkilediğini kaydeden İstanbul Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Başkanı Rıdvan Mertöz, sektörün ocak-eylül dönemi ihracatının, 2014´ün aynı dönemine göre dolar bazında yüzde 13,7 azaldığını kaydediyor. Mertöz, şunları aktarıyor: “Bu azalışın başlıca nedeni Euro/dolar paritesindeki gerileme ve başta Irak ile Suriye olmak üzere yakın coğrafyamızdaki gerginlikler. Fakat, önümüzdeki dönemde sektör ihracatında yüzde 50’nin üzerinde paya sahip olan Avrupa Birliği ekonomisinin tekrar toparlanmasına bağlı olarak bir canlanma öngörüyoruz.”
Demir ve demir dışı metaller sektörünün; çelikten mâmul imal eden ürünler ile başta alüminyum ve bakır olmak üzere diğer metallerden mâmul, yarı mâmul ve hammaddeleri de içine aldığını ifade eden Mertöz, küresel sorunların, sektörün belirlediği hedeflerin altında kalmasına neden olduğunu dile getiriyor. Mertöz, “2014 yılında sektör 7,3 milyar dolarlık ihracat yaptı. 2015’te de, 8 milyar dolar ihracat yapma hedefiyle yıla başladık. Fakat, ilk dokuz ayda gerçekleşen ihracata oranladığımızda, ihracatın yıl sonunda 6,5 milyar dolar seviyesinde kalacağı görülüyor. 2015 yılının ilk dokuz ayında miktar cinsinden ihracata bakıldığında, yaklaşık yüzde 4 bir gerileme ile 1,3 milyon ton ürün ihraç edildiği görülüyor. Değer cinsinden gerilemenin ise yüzde 13,7 oranında olması, metal fiyatlarının Euro/dolar paritesinin dolar cinsinden ihracatı üzerinde ne kadar etkili olduğunu gözler önüne seriyor” diye konuşuyor.
“Katma değeri istikrarlı bir şekilde artırıyor” Demir ve demir dışı metaller sektörünün, birim ihraç fiyatını ve oluşturduğu katma değeri istikrarlı bir şekilde artırdığını kaydeden Mertöz, Türkiye’nin birim ihraç fiyatının kilogramının 1,6 dolar iken, sektörün birim ihraç kilogram fiyatının ise 4,04 dolar olduğunu söylüyor. Türkiye’nin 2023 yılı ihracat hedefinin 500 milyar dolar olduğunu hatırlatan Mertöz, şöyle konuşuyor: “Demir ve demir dışı metaller sektörü de, 2023 yılında 25 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmeyi hedefyiyor. Yani, önümüzdeki dokuz yılda ihracatımızı üç kattan fazla artırmamız gerektiği düşünüldüğünde, bu artış yıllık bazda ortalama yüzde 15 olmalı. Öte yandan, sektör açısından Irak gelecek vadeden bir pazar. Irak’ta karışıklık olmasaydı, 2015 yılında bu bölgeye 1,3 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirecektik Ülkedeki belirsizlik nedeniyle 2014´te Irak’a ihracatımız 500 milyon dolar oldu. 2015 yılında ise, yaklaşık 300 milyon dolarda kalacağız. Sektörün sadece Irak’ta 1 milyar dolar ihracat kaybı oldu. Ülkede söz konusu olumsuzluklar yaşanmamış olsaydı ihracatta toplam hedefimizi tutturacaktık.”
Bu sayıdaki diğer Araştırma-Makale bölümü yazıları