İnsan makina için mi? Makina insan için mi?

İnsan gücünün sanayi toplumunda olduğu gibi salt fiziksel güç değil, bunun çok daha ötesinde bir ‘beyin gücü’ olarak değerlendirilmesi; insan elementinin üstün organizasyonel performans ve rekabet avantajı doğrultusunda kritik bir unsur olarak ele alınması gerekiyor.

A+ A-

Dr. Salim ÇAM (Progroup Uluslararası Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı)

Teknolojinin hayatımızın her alanına nüfuz ettiği, ‘bilişim çağı’ olarak adlandırılan bir dönemeçten geçiyoruz. Terabaytlarca verinin ve bu verileri işleyen bilgisayar tabanlı sistemlerin yarattığı heyecan, maalesef ‘kâbus’ niteliğinde bir algı yanılsamasını tetikledi: Artık örgütsel bağlamda insanların ‘geleneksel’ bir unsur olarak ele alınıp, geri plana atılması eğilimiyle karşı karşıyayız. Rekabet üstünlüğünü yakalamak isteyen kimi işletmeler; katma değer yaratma noktasında eşsiz bir kaynak olan insan faktörünü nasıl daha verimli yönetebileceğine, nasıl daha fazla değer oluşturulabileceğine odaklanmak yerine, bu kaynağın robotlarla nasıl ikâme edilebileceğine kafa yoruyorlar. Ancak unutulmamalıdır ki; insan sermayesi ve en nihayetinde sosyal sermaye, soyut varlıklar içinde benzersiz bir yere sahiptir. Bu sayede, fiziksel olana hükmetmek daha kolay olacaktır. Bu noktada insan gücünün sanayi toplumunda olduğu gibi salt fiziksel güç değil, bunun çok daha ötesinde bir ‘beyin gücü’ olarak değerlendirilmesi; insan elementinin üstün organizasyonel performans ve rekabet avantajı doğrultusunda kritik bir unsur olarak ele alınması gerekiyor.
Bilindiği üzere, entelektüel sermayenin öne çıkan üç temel yüzü; insani, örgütsel ve sosyal yönüdür. İnsan kaynağına yatırım yaparken, birey düzeyindeki bilginin iş ağında paylaşımı için gerekli ortamda da iyileştirmeye gidilmelidir. Böylelikle, eş zamanlı olarak sosyal sermayenin gelişimi de sağlanmalıdır. Bu da, örgütsel stratejik başarıda ve rekabette, kişiler arası iletişimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.

İnsanın rolü yeniden tanımlanmalı
Robotlar karşısında insanın rolünün yeniden tanımlanması gerekiyor. Robotlarla karşılaştırıldığında insanlar; hislere ve duygulara dayalı, motor kabiliyeti karmaşık görevlerin yerine getirilmesinde kıyaslanamaz bir avantaja sahipler. Robotlar ise, gücün ve netliğin önem kazandığı iş süreçlerinde daha yoğun tercih ediliyorlar. Ancak bazı çalışmalar, yapay zekânın haddini aşabileceğine işaret ediyor. İnsanlardan daha ileri becerilere sahip robotların, insan faktörünü atıl konuma getireceği bir senaryo yaşanabilir. Bu nedenle, sinyaller doğru okunmalı ve mutlaka önlem alınmalıdır. İnsanın rolü, acilen, yeni teknolojiler perspektifinden yeniden tanımlanmalı; yeni bir vizyon ve sosyal sözleşme üzerinde durulmalıdır. Zirâ insan, ruh ve bedenden oluşan bir bütündür. Bu bütünün kontrolsüz, maddiyat odaklı teknolojilerle tek boyuta indirgenmesi ilerleme değil, kendi türümüze ihanettir.
Rekabet üstünlüğü; yapay zekâyı insan zekâsının üstüne çıkararak yakalanamaz. Rekabet üstünlüğü; insan zekâsını keşfederek, onu rahat üretebilecek hale getirmekle mümkündür. Bu konuda çağımızın önde gelen bilim insanlarından Stephen Hawking ve Elon Musk gibi isimler de endişelerini dile getirmişlerdi. Bir yanda global arenada ‘sözde’ kabul gören toplumsal fayda eğilimleri ve insan değerinin güncel konumu, diğer yanda Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ vasiyeti...

İnsan amaç, makinalar araç
İşte burada Turquality; makinaları ve teknolojiyi araç, insanı ise amaç olarak görmektedir. Stratejik işletme yol haritalarında ve planlarında aşağıdaki konular ele alınmaktadır:
- İnsan stratejisi,
- İnsanın örgüt içindeki yeri,
- İnsan yetenekleri,
- İnsanın yetkinlikleri,
- İnsan potansiyeli ve performansı,
- İnsan etik ve ahlaki değerleri,
- İnsanın görevleri,
- İletişi,
- İnsanın kariyeri,
- İnsanın eğitimi,
- İnsanın sağlığı ve güvenliği,
- İnsanın ödüllendirilmesi,
- İnsanın memnuniyeti.
Teknolojinin iş süreç ve dizaynları üzerinde kullanılması gerekirken, robotlar arası duygusal ilişkiler üzerine çalışılması düşündürücüdür. Oysa Turquality felsefesinde olduğu gibi; insana değer veren, insanlar arasındaki iletişimi ön plana çıkaran süreçlere odaklanılsaydı, bugün birlikte yaşama kültürüyle ilgili bu kadar ciddi sorunlar yasamazdık. Ortak akılla dünyayı daha insancıl bir hale getirebilir, şirketlerde kolektif rekabet oluşturabilirdik.