Halıcı: “Endüstri 4.0 sürecinde her türlü işbirliğine hazırız”

Günümüzde sıklıkla dile getirilen Endüstri 4.0 konusunda yoğun çalışmalar gerçekleştiren Endüstriyel Otomasyon Sanayicileri Derneği, söz konusu süreçte gerek ulusal, gerekse uluslararası üyeleriyle firmalara her türlü desteği veriyor.

A+ A-

Yalçın GÜR - Özkan ÖZÇELİK

ENOSAD (Endüstriyel Otomasyon Sanayicileri Derneği); sanayinin temel taşı olan otomasyon sektörünün bilinirliğini sağlayacak bir çatı oluşturmak ve sektörün uluslararası rekabet gücünü artırmak amacıyla 2004 yılında faaliyetlerine başladı. Derneğin üyeleri; fabrika otomasyonu, proses otomasyonu, montaj hattı otomasyonu, robotik otomasyon vb. alanlarda hizmet veren, konularında uzman, yüksek teknolojiye hâkim, tecrübe ve bilgi birikimi yüksek, yurtiçinde ve yurtdışında sağlam referanslara sahip ulusal ve uluslararası menşeli firmalardan oluşuyor. Günümüzde sıklıkla dile getirilen Endüstri 4.0 konusunda da yoğun çalışmalar gerçekleştiren dernek, söz konusu süreçte gerek ulusal, gerekse uluslararası üyeleriyle firmalara her türlü desteği vermeyi hedefliyor.

“2004 yılında faaliyetlerimize başladık”
Derneklerinin kuruluş hikâyesinden bahseden ENOSAD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hüseyin Halıcı, şöyle konuştu: “Dernek 2004’te kurulmadan önce, sektörün önde gelen firmaları tarafından birçok kez oluşum toplantıları gerçekleştirildi. Amaç; sanayinin temel taşı olan bu sektörün varlığını ortaya koyacak, bilinirliğini sağlayacak bir çatı oluşturmaktı. Avrupa standartlarıyla yarışabilecek düzeyde olan Türk mühendisliğinin gücünü ifade edebilmek ve sektörümüzün uluslararası rekabet gücünü artırmak da, ENOSAD’ın kuruluş hedefleri arasında yer alıyordu. Büyük çaplı kuruluşların hizmet alma noktasındaki birçok projede yurtdışı firmalar projeyi üstlendikleri andan itibaren, projeyi yürüten ve tamamlayan yine Türk mühendislik firmaları oluyordu. Yani bir anlamda yerli üst düzey mühendislik firmaları, ‘büyük çaplı projelerin gizli kahramanlarıydı’ diyebiliriz. Bundan dolayı, öncelikli olarak tercih edilen yurtdışı firmaların yanı sıra, bizim de ciddi anlamda bir mühendislik, proje geliştirme ve uygulama kabiliyetine sahip firmalar olduğumuzun hem siyasi erk tarafında, hem de kamuda algılanması önemliydi. Bu durum sonucunda değerli hocamız Dr. Emin Olcay Başkanlığı’nda sektörde yer alan çok değerli 16 firma ile derneğimizin kuruluşu gerçekleştirildi. Sonrasında sektörde söz sahibi önemli şirketler, sektörü temsil eden bu platforma davet edildi. Ulusal ve uluslararası menşeli 16 kurucu firmanın üyeliği ile başlayan bu yolculuğumuzda bir teknoloji platformu olarak tanımladığımız derneğimizde bugün; fabrika otomasyonu, proses otomasyonu, montaj hattı otomasyonu, robotik otomasyon vb. alanlarda hizmet veren, konularında uzman, yüksek teknolojiye hâkim, tecrübe ve bilgi birikimi yüksek, yurtiçinde ve yurtdışında sağlam referanslara sahip ulusal ve uluslararası menşeli firmalar bulunuyor.”

“Çalışmalarımızda devamlılık esastır”
Göreve geldikleri andan itibaren tek hedeflerinin; kuruluşundan bu yana tüm yönetimlerin uyguladığı gibi, her biri çok değerli olan üyelerden oluşan ENOSAD’ı lâyık olduğu en iyi noktaya ulaştırmak olduğunu aktaran Halıcı, “Derneğimizin kuruluş amaçları ve genel yapısı itibarıyla yapılan çalışma ve projelerde devamlılık esastır. Bu yapıyı göz önünde bulundurarak daha önce yapılmaya başlanan çalışmaların devamını sağlamakla beraber, dünyada yaşanmakta olan gelişim ve değişime bakıldığında, bugün teknolojide gelinen en önemli nokta dijitalleşmedir. Yani diğer bir deyişle; ilk olarak 2011 yılında Alman hükümetinin tanımıyla ‘Endüstri 4.0’ evrimidir. Bu kavram, sanayileşmenin başlangıcından itibaren geçirdiği evrimler sonucu bugün teknolojinin geldiği noktayı tarif etmektedir. Endüstri 4.0, diğer tanımıyla dijitalleşme; sanayide 3.0 döneminde de var olan bir kavram olmakla beraber, bugün teknolojik üretim ve gelişimin tamamının bu yöne evrilmesini tanımlamaktadır. Bu evrim sadece teknolojide değil, insan yaşamı üzerinde de büyük değişimlere neden olacaktır” diye konuştu.

“Hedef; daha iyi yaşamanın koşullarını bulmak”
Endüstri 4.0 ile ilgili değerlendirmelerde de bulunan Halıcı, şunları aktardı: “Endüstri 4.0 devrimi ile ilgili değerlendirme yapmadan önce ilk üç sanayi devrimi ile ilgili kısa bir özet yapmak, Endüstri 4.0 devrimini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Sanayi devrimleri, aslında insanoğlunun zekâsının yapısından kaynaklanmakta ve amacı ise, daha iyi koşullarda yaşamanın yollarını bulmaktır. Çünkü, varoluşundan bu yana insanoğlu elindekiler ile yetinmemiş ve sürekli yaşam şekillerini geliştirmek istemiştir. Her canlı gibi yaşamak için dünyaya gelen insanoğlu, daha iyi koşullarda yaşamayı ve mümkün ise, yapılacak işleri ilk başlarda diğer canlılara, daha sonraları ise makinalar ve sistemlere yaptırmayı amaçlamaktadır. Bu hedef doğrultusunda, gelişme hiçbir zaman bitmeyecek olup, insanların bu dünyayı sadece yaşamaya gelecekleri bir yer haline getirmelerine kadar sürecektir. Bu hedef göz önünde bulundurularak sanayi devrimlerini ele alırsak; 1763’te James Watt’ın buhar gücünün mekanik enerjiye dönüşümünü sağlayan buhar makinasının icadı ve neticesinde mekanik dokuma tezgahlarının icadı 1. Sanayi (Endüstri 1) Devrimi olarak adlandırılmaktadır. 1887’de Tesla tarafından alternatif akımın icadı neticesinde elektrik enerjisinden endüstriyel üretimde yararlanma ve 1913’te ise, Henry Ford’un otomobil üretiminde ilk yürüyen bantlı montaj hattını oluşturması ile seri üretime geçiş 2. Sanayi (Endüstri 2) Devrimi olarak gösterilmektedir. Endüstride 1970’li yıllara kadar sadece elektrik ve mekanik ile yapılan üretim yapısına, dijital elektronik ve bilgisayarlardaki gelişmeler neticesinde, gelişmiş kontrol ve otomasyon sistemlerinin eklenmesi de 3. Sanayi (Endüstri 3) Devrimi olarak tanımlanmıştır.”

“İşgücü maliyeti ancak otomasyonla düşürülebilir”
3. Sanayi Devrimi’nin temelini oluşturan otomasyonun, kısaca ‘makina-insan işbirliği’ olarak tarif edilebileceğini dile getiren Halıcı, otomasyon denilince çok geniş bir yelpazenin akla geldiğini söyledi. Halıcı, “Çünkü, beyaz eşyadan demir çeliğe, kâğıttan çimentoya, petro kimyadan otomotive kadar pek çok sektöre hizmet verilmektedir. Dolayısıyla, bazı sektörlerde yaşanan duraklama ve gerileme, doğal olarak o sektöre hizmet eden otomasyon firmalarını direkt olarak etkilemektedir. Bu yüzden, hizmet verilen sektörlere göre değerlendirme yapmamız doğru olacaktır. Diğer taraftan, krizlerin fırsata dönüştürülmesi otomasyon sektörünün en önemli avantajlarının başında gelir. Çünkü, şirketler işgücü maliyetini ancak ve ancak otomasyon ile düşürülebilirler. Dolayısıyla, maliyetlerini düşürmek ve yüksek kalitede üretim ile rekabet edebilmek için firmalar otomasyona yöneleceklerinden, kısa sürede olmasa da orta vadede sektör gelişecektir. Bir ülkede sanayinin otomasyon seviyesi, o ülkedeki ürünlerin kalitesini ve dolayısıyla rekabet etme seviyesini belirleyen en önemli faktördür. Otomasyon; sektörlerin rekabet edebilirliğini, verimliliğini artırmakta ve kaliteyi yükseltmektedir” dedi.

“Ülkemizde otomasyon sektörü oldukça iyi durumda”
Otomasyon sektöründe neredeyse tüm global firmaların tamamının Türkiye’de faaliyet gösterdiğini vurgulayan Hüseyin Halıcı, doğrudan pazarda olmayan çok az sayıda global firmanın da distribütörleri vasıtası ile Türkiye’de faaliyet gösterdiğini kaydetti. Yerli oyuncuların ise, daha kurumsal bir yapı oluşturabilmek ve kalıcı olmak adına yatırımlar yaptıklarını bildiren Halıcı, konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Türkiye’de otomasyon sektörünün aslında diğer pek çok sektöre rağmen daha iyi bir seviyede olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun iki nedeni var. Birincisi, sadece Türkiye değil dünyada da otomasyon sektörü, gelişen akıllı üretim teknolojileri ve Endüstri 4.0 konseptinin etkisi ile hızlı büyümekte ve çok iyi bir performans sergilemektedir. Endüstride insandan bağımsız üretim amaçlandığından, otomasyon sektörü sürekli olarak artan ivme ile ilerleyecektir. İkinci neden ise, nitelikli eleman ve mühendislik avantajımızdır. Bu avantaj Türkiye’ye özgü olup, ülkemiz açısından değerlendirmemiz gereken çok iyi bir fırsattır. Çünkü, Avrupa, Asya ve Orta Doğu’nun tam ortasındayız ve Avrupa’ya nazaran mühendisliğimiz aynı, hatta daha dinamik, ücretimiz ise daha uygun. Dolayısıyla, otomasyon sektörü Türkiye için her zaman pozitif bir performans gösterecektir.”
2018’de de; dijital dönüşüm, ileri otomasyon sistemleri, robotlaşma ve yapay zekâ gibi konuların endüstriyel otomasyon sektöründe son derece yoğun konuşulup uygulanmaya başlandığını, ancak bekledikleri hızda olmadığını belirten Halıcı, “Çünkü, konsept gerçekten bir devrim niteliğinde ama uygulamaya geçmesi, konuşulduğundan daha fazla zaman alacak” diye konuştu.

“2018 kötü bir yıl olmadı”
Sektör açısından 2018 yılını değerlendiren Halıcı, endüstriyel otomasyon sektörü açısından beklentileri tam anlamıyla karşılamasa da, 2018’in kötü bir yıl olmadığını ifade etti. Halıcı, şöyle devam etti: “Çünkü, üretimde maliyetleri düşürerek verimliliği artırmak için artık insan gücünün minimum olduğu modern üretim yöntemlerine ihtiyaç olduğu herkes tarafından biliniyor. Aynı zamanda, otomasyon bilincinin artması ile üreticilerin her geçen gün otomasyona geçiş ve modernizasyon istekleri artıyor. Bu da, sektörlerde daralma bile olsa otomasyona talebin artacağını gösteriyor. Dolayısıyla, 2019 yılında da benzer şekilde otomasyon taleplerinin artacağını; bunun neticesinde de sektörümüzün gelişeceğini söyleyebiliriz.”

“Dijital dönüşüm tüm dünyanın gündeminde”
Gelişmiş bir ülke konumuna gelebilmek ve küresel ölçekte rekabet edebilir seviyeye ulaşmak için kesinlikle çok gelişmiş makina ve imalat sanayiine sahip olunması gerektiğinin altını çizen Halıcı, günümüzde bunun ancak Endüstri 4.0 konseptli makina imalat sanayii ile mümkün olabileceğini vurguladı. Halıcı, “Çağların yüzyıllardan neredeyse yıllar seviyesine indiği bir dönem yaşadığımız bugünlerde, dijital dönüşüm tüm dünyanın gündemini oluşturuyor. Dijital dönüşümün sanayideki şeklini; sanayide dijital dönüşüm ya da popüler deyim ile Endüstri 4.0 olarak değerlendirebiliriz. Aslında dijital dönüşüm başlangıçta sanayi olarak dikkate alınmasına karşın, daha sonrasında sadece üretim alanlarında değil; ayrıca yaşantımızın tamamını kapsayan alanlarda dikkate alınarak, tüm yaşantımızın dijital dönüşümü olarak değerlendirilmiştir. Bu kavramlar Japonya gibi ülkelerde Toplum 5.0 gibi kavramlarla adlandırılmaktadır. Ancak, gerek sanayide dijital dönüşüm (Endüstri 4.0) ya da dijital dönüşüm (Toplum 5.0), artık hepimiz ve yaşantımız için vazgeçilmez bir olgudur” diye konuştu.

“Çok hızlı gelişeceği öngörülen bir süreç”
Endüstri 4.0’ın; bilişim ve iletişim teknolojilerini de kullanarak üretimde tamamen insandan bağımsız akıllı üretim şekli olarak değerlendirilebileceğini dile getiren Halıcı, “Söz konusu kavramı, yapay zekânın da kullanımı ile kendi kendini yönetebilen otonom yapılar olarak da değerlendirebiliriz. Endüstri 4.0; 1., 2. ve 3. sanayi devrimlerinde olduğu gibi bir tetikleme ile başlayan uzunca bir süreci içeriyor. Günümüzde tam anlamı ile uygulamaları henüz başlamamış; ancak çok hızlı gelişeceği öngörülen bir süreçtir. Üretimin sürdürülebilirliğini engelleyen konuların en başında işgücü gelmektedir. Aynı zamanda, işgücü önemli bir maliyet unsurudur. Üretimi ne kadar az insanla yaparsanız, maliyetiniz de o kadar düşer. Bu nedenle; otomasyonda da, Endüstri 4.0’da da insandan bağımsız üretim hedefi vardır. Ancak, Endüstri 3’te yoğun olarak kullanılan ve etkin rol oynayan otomasyonun oluşturduğu yapı, Endüstri 4.0’da bilişim ve iletişimin katkısı ile yapay zekânın çok önemli bir rol oynaması ile yerini kendi kendini yönetebilen kısaca ‘otonomi’ olarak tanımlayacağımız yapılara bırakacaktır. Bu kapsamda, yapay zekâ başta olmak üzere genel olarak bilişim ve iletişim, gelecekte sanayi ve diğer tüm alanlarda ağırlığını hissettirecek ve Endüstri 4.0 ile yaşamımızın değişmez bir parçası olacak” dedi.

“İnsanların yaşam şeklini derinden değiştirecek”
Her sanayi devrimi gibi 4. Sanayi Devrimi’nin de, sadece üretim şeklini değil; aynı zamanda hiç olmadığı kadar insanların yaşam şeklini de derinden değiştirecek yenilikler getireceğini aktaran Halıcı, şöyle konuştu: “Çünkü Endüstri 4.0, insanların fiziksel olarak çalışmadıkları sadece zihinsel yönleri ile katkı sağlayacakları bir devrimdir. Dolayısıyla, geçiş süreci hem teknik açıdan, hem de sosyal açıdan gerçekten zorlu olacak. Bu durumu dünyadaki robot kullanımı dikkate alınarak örneklersek, dünyada en çok robot kullanım oranı artan ülke Çin’dir. Dünyada şu anda Avrupa kıtasında ve Japonya, G. Kore ile Amerika gibi gelişmiş ülkelerde robot kullanımı maksimum düzeyde. 2019 yılında ise, dünyada kullanılacak robot miktarının yarısından fazlasının Asya ülkelerinde kullanılması bekleniyor. Dolayısıyla bu durum, robotlaşmaya gelişmekte olan ülkelerin ne kadar önem verdiklerinin bir göstergesidir.”

“Yeni meslekler gündeme gelecek”
Yakın gelecekte üretimde ve hatta genel işlerde insanın fiziksel çalışmasının yerini zihinsel çalışmanın alacağını kaydeden Hüseyin Halıcı, zihinsel ağırlıklı mesleklerin önem kazanacağını, hatta yeni mesleklerin gündeme geleceğini vurguladı. Bilişim, iletişim, robotik teknolojiler, IoT, büyük veri, veri analizi, istatistik vb. konularda yeni mesleklerin gündeme geleceğini ve ağırlıklarını hissettireceklerini kaydeden Halıcı, “Günümüzde imalat sektörü; gelişen teknoloji, insanların yaşam şekilleri ve beklentilerinden etkilenerek şekilleniyor. Artık teknolojinin gelişimi ile insan faktörünün minimum/optimum olduğu bir üretim amaçlanıyor. Bu da, artık gelişmiş üretim teknolojilerine, daha basit bir dille imalat sanayiine ve makinalara akıl katma döneminin başladığını gösteriyor. Özellikle bilgisayar teknolojilerinin olağanüstü hızla gelişimine paralel olarak akıllı fabrikalar dönemi, makinalarda her bileşenin birbiriyle haberleştiği, kendi kendine karar veren ve denetleyen üretim tesisleri devri başlayacaktır. Bu dönem, günümüz başlangıç alınarak Endüstri 4.0 olarak tanımlanıyor. ‘Siber fizik sistemler’ ya da ‘IoE-internet of everythings’ olarak da tanımlanan yapay zekâya sahip üretim sistemleri hayal edilmektedir. Özetle; akıllı makinalar dönemi yaygınlaştığında, en az adamla en az enerji ile en yüksek verim ve kalitenin yaratılması sonucu işletmenin kâr maksimizasyonunun yolu açılmış olacak. Bunu en çabuk yapan üreticiler de rekabette yalnız kalacaklar. Geleneksel yöntemlerle yapılacak üretimler ise, muhtemelen bu durumda girdileri açısından rekabet avantajlarını kaybedecek ve dolayısıyla satış şanslarını kaybetme riskleri doğacak” diye konuştu.

“Yapısal dönüşümde anahtar konumda”
Türkiye için Endüstri 4.0’ın, orta gelir tuzağından kurtulabilmek için yapısal dönüşümde anahtar konumda olduğunu ileri süren Hüseyin Halıcı, söz konusu sürecin Türkiye’de yaratıcılığı ve yenilikçiliği tetikleyeceğini de vurguladı. Halıcı, konuşmasına şöyle devam etti: “Teknolojiyi sadece kullanan değil, mutlaka üreten ve geliştiren bir ülke olmamız hedeflenmelidir. Endüstri 4.0 da, bu amaca yönelik çok iyi bir fırsat. Buradan hareketle rahatlıkla söyleyebiliriz ki; Türk sanayiinin Endüstri 4.0’a geçişi kesinlikle öncelikli hedefimiz olmalıdır. Aksi halde gerek ülke sanayiimiz, gerekse firmalarımız rekabet edemez duruma gelebilir ve bir daha hiçbir şekilde gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşamayabiliriz. Başlangıç noktası olarak doğru zamanda, yani nerede ise dünya ile aynı zamanda ülkemizde de bu konu konuşulmaya başlandı. Bu durumun avantajı kullanılarak doğru adımlar atılmalı. Gereken adımlar atılmaz ve gelişme sağlanmaz ise, rekabet gücümüzün çok zayıflayacağı bilinmelidir.”

“Endüstri 4.0’ın gerekliliği yeterince algılandı”
Endüstri 4.0 kavramının ve gerekliliğinin Türkiye’deki firmalar tarafından artık yeterince algılandığını söyleyen Halıcı, “Artık bu sürecin nasıl uygulanacağı aşamasındayız. Bu, tüm firmaların ve kamunun önemle dikkat etmesi gereken noktayı oluşturuyor. Endüstri 4.0 gibi sadece ülkemizde değil, tüm dünyada yeni ve henüz tam olarak uygulanmamış bir konsepti nasıl uygulamalıyız? Ya da, Endüstri 4.0 sürecinde yapılmaması gereken yanlışlar, yanlış yatırımlar konusunda dikkat edilmesi gerekenler neler olmalı? Doğru bir Endüstri 4.0 süreci yaşayabilmemiz için bu sorulara net cevaplar vermeliyiz. Bunun için gerek ülke, gerekse firma bazında bir Endüstri 4.0 yol haritasının hazırlanması ve bu haritada, kısa ve uzun vadeli adımların çok net olarak belirlenmesi gerekiyor” diye konuştu.

“KOBİ’ler için özel bir yaklaşıma ihtiyaç var”
Türkiye’deki işletmelerin büyük çoğunluğunun KOBİ statüsünde olduğunun altını çizen Halıcı, bu nedenle KOBİ’ler için özel bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu ileri sürdü. KOBİ’ler için dijital dönüşüm/Endüstri 4.0’a geçişlerini kolaylaştırıcı düzenleme, teşvik ve stratejiler oluşturulması gerektiğini savunan Halıcı, şöyle konuştu: “Çünkü, söz konusu sürecin doğru uygulanması ve uygulanırken kaynak yaratılması noktasında KOBİ’lerimizin kesinlikle yardıma ihtiyaçları var. Bu destek devlet tarafından sağlanmalıdır. Endüstri 4.0 kavramının artık dünyada hızla yerleşip yaygınlaşmaya başladığı bir dönemde, ülkemizde pek çok kamu veya özel sektör kurumuna görev düşmekle beraber, özellikle en büyük görevin ENOSAD’a düşmekte olduğunun bilincindeyiz. Buradan hareketle dernek olarak; Türkiye imalat ve makina sanayiine hizmet vermek için Endüstri 4.0 sürecinde gerek ulusal, gerekse uluslararası üyelerimizle her türlü işbirliğine hazırız.”

Endüstri 4.0 yol haritasında dikkat edilmesi gerekenler:
ENOSAD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hüseyin Halıcı, gerek kamunun, gerekse de firmaların Endüstri 4.0 yol haritasında dikkat etmesi gerekenleri şu şekilde sıraladı:
- Endüstri 4.0 konsepti; bundan önceki sanayi devrimlerinde olduğu gibi bizim haberimizin olmadığı, başlangıcında veya içerisinde önemli bir oyuncu olarak bulunamadığımız bir sanayi devrimi değil. Dünya ile aynı zamanda konu ele alındığı için henüz kaybedilen hiçbir şey yok. Bu yüzden, kesinlikle geride kaldık psikolojisine gerek ülke olarak, gerekse de firma düzeyinde girmemeliyiz.
- Endüstri 4.0’ı sadece kullanan değil, mutlaka üreten ve geliştiren bir ülke olmamız hedeflenmelidir. Bu hedefin gerçekleşmesi için de, diğer ülkeler ile karşılaştırmalar yapılarak Endüstri 4.0 yol haritası hazırlanmalı ve bu haritada kısa ve uzun vadeli adımlar çok net olarak belirlenmeli. Teknoloji transfer ofislerinin 6 ayda bir sergi/sunum/kongre yapmaları ile bünyelerindeki şirketlerin tanıtımları ortak bir platformda konuşulabilir. Burada hem birbirleriyle, hem de yerli ve yabancı yatırımcılarla görüşülebilecek bir iklim oluşturulabilir. Teknolojik uğraş veren şirketlerin mutlaka envanteri çıkarılmalı ve sürekli güncellenmeleri yapılmalı; sanayi bu havuzlardan yararlanmak için özendirilmeli.
- Bakanlık tarafından Endüstri 4.0 uyumlu makinalar, yani katma değeri yüksek makina tipleri belirlenmeli ve söz konusu makinaların imalatları desteklenmeli. İleri teknoloji ürün imalatı/ihracatı yapan şirketlere yönelik olarak; primli kur ve faizsiz kredi gibi somut, anında faydalanılabilecek uygulamalar geliştirilmeli. Hiçbir şekilde katma değeri olmayan Endüstri 4.0 uyumlu olmayan makinaların imalatları desteklenmemeli.
- Teknolojik yatırımlarda hizmet veren yerli teknoloji şirketlerinin hizmetleri ihracat kapsamında değerlendirilebilir: KDV muâfiyeti, özel teknolojik istihdam desteği, proje bedellerinin bir kısmının KGF için teminat kabul edilmesi gibi. Böylece, KGF’nin teknolojik firmalara özel bir desteğinin sağlanması mümkün olabilir.
- Firmalarımız; ‘geç kaldım, rekabet edemeyeceğim’ düşüncesiyle Endüstri 4.0 adı altında yanlış ve kesinlikle Endüstri 4.0 olmayan yatırımlar yapmamalılar. Çünkü, henüz tam anlamıyla Endüstri 4.0 çözümü oluşmuş bir sistem yok. Bu konuda, Endüstri 4.0 uygulamaları ile ilgili danışmanlık ve çözüm sunduklarını iddia eden kişi ve şirketlere dikkat edilmeli. Çünkü, beklentilerini karşılama konusunda hayal kırıklığına uğrayabilirler.
- Bir başka detay ise, Endüstri 4.0 sürecinde henüz hazır bir çözüm olmadığı gibi, her tesisin ve her sektörün kendine özgü özellikleri ile orantılı olarak kendine özgü bir çözümü olacaktır. Dolayısıyla, iyi bir analiz ile her bir fabrika için Endüstri 4.0’a geçiş için durum tespiti yapıldıktan sonra buna uygun bir çözüm oluşturulmalıdır. Aksi halde, hazır bir Endüstri 4.0 çözümü olmadığından; iyi bir analiz yapılmadan alınacak çözüm kesinlikle istenilen bir Endüstri 4.0 çözümü ve yatırımı olmayacaktır.
- Endüstri 4.0 çözümü talep edildiğinde, aşağıdaki üç grupta belirtilen bileşenlerin tamamının sağlanması durumunda doğru ve istenilen çözümün elde edileceği göz ardı edilmemelidir. Bunlar;
* Mekanik & Robot
* Elektrik & Otomasyon
* Bilişim & İletişimdir.
Bu bileşenlerden birinin eksik olması ve/veya birbiri ile tam uyumlu olarak çalışmaması durumunda doğru çözümün olmadığı bilinmelidir. Yukarıdaki bileşenleri dikkate aldığımızda Endüstri 4.0’ı, akıllı sistemleri, yapay zekâ uygulamalarıyla destekleyen bir otonomi sistemi olarak görebiliriz.