Gelişmelerin dışında kalmak olanaksız gibi...

Sürdürülebilirlik gibi kavramlar ne kadar çok konuşuluyor olsa da; maliyet düşürme ve düşük maliyetli üretim-hizmet yaklaşımı ve daha açık bir deyişle gereksinimi, hep merkezde yerini aldı ve almaya da devam ediyor.

A+ A-

Yalçın GÜR

Son yıllarda iş çevrelerinde şu soru soruluyor: “Dünyanın hali ne olacak?” Takiben, gelişmişinden az gelişmişine tüm ülkelerde “Ülkenin hali ne olacak?” sorusu zihinleri meşgul ediyor. Bu soru, daha doğrusu endişeler; bazen ABD ve Başkanı Trump üzerinden, bazen ekonomi ile ilgili belirsizlikler üzerinden, bazen de bölgesel sorunlar üzerinden fikir yürütmelere ve tartışmalara neden oluyor. 40 yıldır kendisini daha belirgin olarak hissettiren küreselleşme olgusunun geldiği noktanın ve içinde bulunduğu sürecin, bu sorunun ve endişelerin ana nedeni ve kaynağı olduğu bir gerçek. Teknoloji, bilgi ve finansal araçların dünyayı daha özgür dolaşmaya başlamasının, daha doğru deyişle; önlerindeki engellerin kaldırılmasının dünyada çok hızlı bir değişime ve belirli alanlarda entegrasyona neden olduğunu veri ve olgular gösteriyor. Küreselleşme rüzgârı o kadar etkili oldu ki; iki kutuplu dünyanın ortadan kalkması bile olabileceğinden daha az yıkıcı etki yaptı. Ülkelerin ve bölgelerin ekonomik entegrasyonlar açısından yeniden konumlanmasından teknolojinin üretim veya tüketim düzeyinde yaygın kullanımına kadar geniş bir yelpazede, geçmişe göre daha küresel organizasyonların ve çok daha hızlı değişimin etkili olduğu yarım yüzyılı aşan bir süreyi yaşıyor yaşlı dünyamız. Bir paradoks olarak, ekonomik anlamda ulusal sınırların artık öneminin kalmadığı söylenen bir sürecin içinde yeniden korumacı ekonomilerin dile getirilmeye başladığını da görüyoruz.

Öne çıkan kavram ve olgular
Söz konusu süreçte çok öne çıkan kavram ve olgulara kısaca göz atmakta yarar var. Bunların başında; maliyet odaklı yönetimin geldiğini görüyoruz (bir başka deyişle bir yönetim biçimi olarak lojistik yönetim). Sürdürülebilirlik gibi kavramlar ne kadar çok konuşuluyor ve dikkat çekiliyor olsa da; maliyet düşürme ve düşük maliyetli üretim-hizmet yaklaşımı ve daha açık bir deyişle gereksinimi, hep merkezde yerini aldı ve almaya da devam ediyor. Bunun temel gerekçesi olarak da rekabet gösteriliyor. Bu rekabeti ortaya çıkaran ve besleyenin makro düzeydeki kaynağının, güç merkezi olan ülkelerin ve birliklerin, ekonomik egemenlik ve üstünlük mücadelesi olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu açıklama tek başına çok genel kalıyor. Süreci daha iyi anlayabilmek için ekonomi-üretim-tüketim dünyasındaki üretim ve finans yönetimlerinin etkin olarak içinde yer aldıkları karmaşıklaşmış dünyanın temel yaklaşımlarına bakmak gerekiyor. Aslında, üretim ve tüketimin dünyanın hemen her yerine ve toplumsal olarak her kesimine yayılması ve bununla birlikte hızla gelişen ve artan rekabet demek sanki konuya biraz daha açıklık getiriyor. Aslında rekabetteki güç ve hız bir etkinlik aracı olarak öne çıkıyor, rekabet rekabeti besliyor. Rekabetin merkezinde de hep daha düşük maliyetli hatasız üretim-ürün-hizmet olgusu yer alıyor. Bu durum tüketme isteğini kamçılamasına rağmen, dünyanın hemen her kesimine yetecek kadar refah, tüketim olanağı sağlamada yetersizlik gibi ve benzeri sorunların gölgesinde tartışılmaya devam ediyor ve daha uzun süre tartışılacağı da kesin.

Teknolojik gelişmeler
Konu üzerinde yani maliyet düşürmede ve hatasız ürün-üretim sağlamada etkin olan önemli bir olgu ise teknolojik gelişmeler. Elektronik, bilgisayar ve bilgi işlem alanındaki gelişmelerin katkısıyla çok daha verimli ve entegre hale gelen otomasyon teknolojileriyle giderek daha çok sayıda, kaliteli ve düşük maliyetli ürün üreten fabrikalar, bilgi iletişim alanındaki gelişmelerle giderek her birimi kendi aralarında ve dışarıyla konuşan akıllı makina, donanım, üretim hatları ve ticari birimleri olan akıllı-dijital fabrikalara dönüşüyor (veri-komut alan veren, veri işleyen, değerlendiren, kendi aklını oluşturan). Çok daha az çalışanla kilometrelerce uzaktan yönetilebilen bu tesisler, birçok maliyet faktörünü etkiliyor ve çok daha düşük maliyetli ürün-hizmet üretimini sağlıyor. Akıllı makina ve fabrikalar konusu bazı çelişkilerin ışığında tartışılıyor; ancak pratikte gelişmeye ve sanayide yerini almaya devam ediyor. ABD Başkanı Trump’ın daha fazla öne çıkmasını sağladığı üretimin yeniden ülke sınırları içine çekilmesi ve çalışanlara sanayide kalıcı işler sağlanması konusu (belki de gereksinimi!), dijital-akıllı üretim teknolojilerinin önemli bir kaynağı olan küreselleşme-maliyet odaklı üretim yönetimi tezleriyle kısmen çelişiyor. Bu arada Çin, küreselleşmeye başka bir yaklaşımla sahip çıkıyor. Bu konu derin ve çok kapsamlı. Konuya güncel açıdan bakarsak tüm kuşku, endişe ve irdeleyen sorulara rağmen akıllı fabrikalar-dijital dönüşüm, otonom ve elektrikli otomobiller konusu en tepede yer alan konular olarak tartışılmaya devam ediyor. İş dünyasındaki ana üreticiden tedarikçisine kadar birçok insan da haklı olarak; “Bu teknolojiler ve gelişmeler benim fabrikamı ve iş kolumu nasıl etkileyecek?” diye soruyor.