Dünyanın en büyük ekonomilerinden olmak için doğru adımlar atılmalı

Güçlü bir ihracat ülkesi olmak için yapılması gereken düzenlemelerin yanında bizim de farkına varmamız gereken bazı gerçekler var; ana gelişim alanımızı belirlemek gibi. Bu sanayi de olabilir, turizm veya tarım ve hayvancılık da olabilir.

A+ A-

Cenk CEYLAN (Rockwell Automation Türkiye Ülke Direktörü)

Türkiye’nin en güçlü ekonomiler arasına girmesi için bazı alanlarda değişiklikler yapılması gerekiyor; Gümrük Mevzuatı’nda yer alan tarife kodlarının Avrupa Birliği ile eşitlenmesi gibi. Fakat bunların yanında Türk şirketleri ve üreticileri olarak bizim de farkına varmamız gereken gerçekler var; her alanda, aynı oranda başarıyı yakalayamayız. Bunun farkına varıp, ana işlerimize odaklanmalı ve Endüstri 4.0 devrimi ile entegre olmalıyız.
Birçok global firma Hub’ını, yani kargo ile taşıdığı ürünlerini indirip bindirdiği merkezlerini artık Avrupa’ya kuruyor. Bunun en önemli sebebi, artık Avrupa standartlarının tüm dünyaca kabul görmüş olması. Diğer nedeni ise Avrupa Birliği. Bu birliğin getirdiği avantaj ise, ürünü herhangi bir ülkeden bu bölgeye soktuğunuzda ürünün elde ettiği serbest dolaşım yetkisi.

Standartlar AB ile eşleştirilmeli
Türkiye’nin Gümrük Birliği anlaşması çerçevesinde A-TR belgeli, yani Türkiye ve Avrupa Topluluğu arasında imzalanan Gümrük Birliği anlaşmasınca serbest dolaşım halinde bulunan tüm ürünler; Avrupa’da gümrüklenmiş, kabul görmüş ve o standartlara sahip olarak Türkiye’ye geliyor. Fakat bizim Gümrük Mevzuatımızda yer alan tarife kodları dâhi AB’dekiler ile tutmuyor. Hal böyle olunca, bizim gibi şirketlerin gümrüğe gitmesi ve o ürünün Türkiye’ye girebilmesi için kaybettiği zaman ve günlerin telâfisi ne yazık ki çok zor oluyor. Bu alanda atılacak en önemli adım, bu tarife kodlarının Avrupa Birliği ile eşleştirilmesi olacaktır. Eğer Avrupa standartlarını kendi standartlarımıza adapte ettiysek, o standartların gümrük tarifelerini de eşleştirmeliyiz ki; eşya/mal tanıtımında yanılmayalım.

TSE’yi daha fazla meşgul etmeyelim
İkinci önerim ise; A-TR’li mallar artık CE standardında mıdır, değil midir? diye TSE’yi de meşgul etmeyelim. AB’nin kabul ettiği bir mal CE’siz olamaz. Zaten CE; insan, hayvan ve çevre açısından sağlıklı ve güvenli olan ürünlerin Avrupa Birliği’nin Yeni Yaklaşım Direktifleri’ne uyduğunu gösterir. Böyle kaybedilen zaman ve harcanan emekle bu yüksek teknoloji ürünlerini ülkemize ne kadar geç sokarsak; bu ürünleri makinalarında kullanarak üretim ve ihracat yapan makina imalatçılarını da o kadar mağdur etmiş oluruz. Tüm bu süreç, dolaylı olarak Türkiye’nin ihracatını da yavaşlatıyor.

Her alanda başarılı olamayız, seçici olmamız gerekiyor
Güçlü bir ihracat ülkesi olmak için yapılması gereken düzenlemelerin yanında bizim de farkına varmamız gereken bazı gerçekler var; ana gelişim alanımızı belirlemek gibi. Bu sanayi de olabilir, turizm veya tarım ve hayvancılık da olabilir. Tercihimizi sanayiden yana kullanacaksak, hangi sanayi alanını tercih edeceğimize de karar vermeliyiz. Dünyaya kıyasla en rekabetçi olacağımız alan, bizim hammaddesine ve kaynaklarına diğerlerine nazaran daha kolay ulaşabileceklerimiz olmalı. Bu tür planlamalar ve Endüstri 4.0 ile birlikte atılacak doğru adımlar, ülkemizi dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına yerleştirecektir.
Rahmetli Mustafa Koç’un çok güzel bir vizyonu vardı: “Konsantrasyonumuzu ana iş kalemlerine kanalize edelim; öyle her işte olmayalım, ana işlerimizi tespit edip o konularda dünya markası haline gelelim” diyordu.
Türkiye de geleceğini bu yönde belirlemeli…